4 bin vaize de 90 bin hutbeye de gerek yoktu....

24 yıllık iktidar 'dindar nesil' için hutbeler okuttu, vaizler seferber etti, ama gençler din derslerini yüzde 30'dan yüzde 4'e düşürdü—acaba söz ile davranış arasındaki uçurum mu sorun?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, eski Diyanet Başkanı Ali Erbaş'ın itirafından hareketle AK Parti iktidarının 24 yılında 'dindar nesil' politikasının başarısız olduğunu, din derslerine ilginin çöktüğünü ve gençlerin deizme yöneldiğini savunuyor. Bunun nedeni olarak siyasetçilerin hutbelerle söyledikleriyle hayatlarında uyguladıklarının çelişki içinde olmasını gösteriyor. Peki, dini söylem kullanmayan bir iktidar döneminde dindarlaşma artıyor olsaydı, bu tablo başka anlamlar kazanır mıydı?

Görülmüş bir şey değildi, AK Partili kimi siyasetçiler görev süresi doldu, nihayet gidiyor diye neredeyse "şükür namazına" duracaktı... İktidar gazetecilerinin açıktan eleştirdiği bir isimdi. Resmi Gazete'de "yeniden atanmadığı" kararının yayımlanmasının ardından, AK Partili Şamil Tayyar sosyal medya hesabından "Cumhurbaşkanımız iyi ki görev süresini uzatmadı. Hiçbir başkan döneminde Diyanet böyle yıpranmamıştı" demişti. (19 Eylül 2025)

Diyanet tarihinde, görev süresinin sona ermesi bu kadara açık bir memnuniyetle karşılanan başka bir başkan yoktur herhalde...

Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Erbaş'tan bahsediyorum.

Birkaç gün önce çıktığı iktidara yakın bir televizyon kanalında, çeyrek asra yaklaşan iktidar dönemine rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "dindar nesil" arzusunun toplumda karşılık bulmadığını, "bu bizi çok üzüyor" diyerek itiraf etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "dindar nesil" hedefinin toplumda karşılık bulması için Diyanet'in yıllar boyunca maddi-manevi bütün kurumsal imkânlarını seferber ettiğini; bütçesiyle, hutbeleriyle, eğitim faaliyetleriyle ve dinî söylem üretme kapasitesiyle bu politikaya omuz verdiğini anlatan eski Diyanet İşleri Başkanı Erbaş'ın sözleri şöyle:

"İl temsilcilerinin verdiği raporlar var. Peygamber Efendimizin Hayatı seçmeli ders olarak ilk konulduğu sıralarda bu dersin seçilme oranı yüzde %25 yüzde %30'du. Şu anda bu oran yüzde %5'lere yüzde %4'lere düştüğünü görüyoruz. İstediğimiz kadar seçilmiyor."

Eski Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, bu derslerin tercih edilmesi için Diyanet'in bugünde yürüttüğü maddi- manevi seferberliği şöyle anlatıyor:

"Seçmeli dersler dönem başlamadan bir ay öncesinden itibaren seçilmeye başlanır. Biz o dönemde Türkiye'nin 90 bin camiinde 'muhterem kardeşlerim, seçmeli derslerin seçilme süreci başlamıştır, lütfen çocuklarınıza Kuran'ı Kerim ve Peygamber Efendimizin Hayatı derslerini seçtirin, seçilmesine destek olun, yönlendirin' diye hutbe hazırlatıyoruz. Türkiye genelinde yaklaşık 4 bin yakın vaizimizle bütün cemaatimizi uyarıyoruz. Onca çabaya, emeğe rağmen din dersleri tercih edilmiyor, çok üzülüyoruz tabi." (24 Nisan)

Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamber Efendimizin Hayatı dersleri 4+4+4 düzenlemesi kapsamında 11 Nisan 2012'de çıkarılan 6287 sayılı Kanun'la ortaokul ve liselerde isteğe bağlı seçmeli ders hâline getirilmiş, 2012-2013 eğitim öğretim yılında da uygulamaya geçmişti.

Ve bu iki ders uygulamaya girdiğinde yüzde 30 olmuş, şahane bir oran. Ama sonrasında bu derslere ilgi artmamış, bilakis tercih oranı yüzde 4'lere kadar gerilememiş. Bu üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir sonuçtur.

Bu veri Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ve iktidarına çok önemli bir mesajdır. Bakın sadece AK Parti seçmenin çocukları bu dersleri tercih etmiş olsaydı bu oran yüzde 30'un üzerinde olurdu. Hadi böyle olmadı diyelim ki AK Partinin kemikleşmiş tabanı tercih etseydi yine bu oran yüzde 20'lerde yüzde 25'lerde olurdu.

O yüzden diyorum ki AK Parti'nin bu veriyi dikkatle değerlendirmesi gerekiyor. Çünkü bu tercihi yapan ya da yapmayan aileler, büyük ölçüde 25-35 yaş aralığındaki genç anne babalardan oluşuyor. Yani AK Parti iktidarında büyümüş, eğitimini bu dönemde almış, siyasî ve toplumsal hafızası büyük ölçüde bu dönemde şekillenmiş bir kuşaktan söz ediyoruz.

AK Partili siyasetçilerin kendi çocuklarının bile AK Partiye oy vermediği gerçeğine bir de şimdi bu veriyi eklemek gerekiyor. Hatırlayacaksınız; Hürriyet Gazetesinden Abdülkadir Selvi, 2019 yerel seçimlerin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kaybedilen büyükşehir sonuçlarını değerlendirmek üzere MYK'sını toplandığını... Bu toplantıda Kadın Kolları Başkanı ve AK Parti milletvekili Lütfiye Selva Çam'ın "Kampanyamız kadınlarda ve gençlerde karşılık bulmuyor. AK Partililerin çocukları AK Parti'ye oy vermiyor" dediğini yazmıştı. (1 Temmuz 2019)

Aslında ilk itirafı değil Sayın Erbaş'ın. Diyanet İşleri Başkanlığı döneminde de Türkiye'de 27 milyon gencin olduğunu ve "gençlere ulaşamadıklarını" itiraf etmişti, demişti ki:

"Topluyoruz, çarpıyoruz ulaştığımız sayı bir milyonu, bir buçuk milyonu geçmiyor. 27 milyon gencimiz var Cuma namazlarına gelen sayı bir milyon..." (1 Ekim 2022)

Ali Erbaş'a şunu söylemek lazım:

4 bin vaize hiç gerek yoktu, 4 bin tane örnek din adamı olsaydı, hutbede söyledikleriyle yaşamları çelişmeyen din adamları olsaydı bu oran yüzde 4'lere düşmezdi.

"Dindar nesil istiyoruz" diyen iktidar yetkilileri neredeyse her mahalleye İmam Hatip, her sokağa cami açacağına, ahlaklı dindar siyasetçiler olarak topluma örnek olsalardı, televizyonlarda Hazreti Peygamberimizin hayatını ağlak hocalara anlattırmak yerine o televizyonlara gerçekten nitelikli ahlak sahibi din adamlarını çıkartmış olsalardı... Dini bu kadar siyasete alet etmeselerdi...

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidar siyasetçileri "Müslümanlıkla ahlak arasındaki makas giderek açılıyor, Müslümanlar dünya ahiret dengesini yitirdiler, din artık melankoli ve gözyaşı içinde sunuluyor, adalet duygusu zayıfladı, giderek güçlünün yanında olan bir din söylemi gelişti, din- siyaset, din-ticaret ilişkisine sınır getirilmeli, dini duyguları her alanda geçer ölçü yapıyoruz, dini yoruyoruz, sonunda din algısı tahrip oluyor" diyen eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu gibi hocalara kulak vermiş olsalardı...