Yıldızlar bir şefi daha görünür kılabilir; ancak yemeğin toplum üzerindeki asıl etkisi okullarda, hastanelerde ve yemekhanelerde şekilleniyor. Ve mutfağın gerçek yansıması, alkışın bittiği yerde başlıyor. Dünyanın en prestijli mutfaklarından birinin başındayken o sahneden kendi isteğiyle inen Dan Giusti, şefliğin çarpıcı gücünün hayatın tam ortasında durduğunu hatırlatıyor.
Gastronomi dünyasında başarının tanımı bana göre sorunlu, daha doğrusu eksik. Şeflik hâlâ dar bir pencereden okunuyor. Michelin yıldızları, uluslararası listeler, dolu rezervasyonlar, açık mutfaklar, sahne ışıkları... Prestij, şeflikte ölçüt olmaktan çok, bir vitrin düzenine dönüşmüş durumda. Oysa görünür olanla etkili olan her zaman aynı şey değil. Fine dining, şeflik mesleğinin tek
yolu olmadığı gibi, iyi yemeğin tek adresi de değil. Bu dar başarı tanımı, yalnızca genç şefleri yanlış bir yarışın içine çekmiyor; mutfağın toplumla kurabileceği çok daha geniş, çok daha hayati bir ilişkiyi görünmez kılıyor. Bugün bir şefin kariyerine bakarken sorduğumuz sorular belli: Hangi restoranda çalıştı Kimlerin yanında pişti Kaç yıldız aldı Oysa sormadığımız sorular asıl meseleye temas ediyor: Kaç insanın hayatına, ne sıklıkla, nasıl dokundu Yemek üzerinden kimlerin sağlığını, alışkanlıklarını, hatta hayata tutunma biçimini etkiledi
Sağlık, eşitlik ve insan onuru
Çünkü yemek yalnızca estetik bir deneyim değil; doğrudan bedeni, zihni ve gündelik hayatı etkileyen temel bir ihtiyaç. Ve tam da bu yüzden, iyi yemek yalnızca rezervasyonla ulaşılan bir ayrıcalık değil; özellikle toplu tüketim alanlarında, kamusal bir hak olarak düşünülmek zorunda.
Bu noktada, dünyanın en prestijli restoranlarından birinde baş şeflik yapmış bir ismin, bu sahneden bilinçli olarak inmesi önem kazanıyor. Dan Giusti, Kopenhag'daki Noma'nın mutfağının başında geçirdiği üç yılın ardından, gastronomi dünyasının kutsal kabul ettiği başarı tanımını sorgulayan nadir şeflerden biri. Onunki bir kaçış hikâyesi değil. Ne tükenmişlik ne de hayal kırıklığı... Aksine, son derece net bir amaç sorgulaması. Giusti'nin kendine sorduğu soru basit ama son derece rahatsız edici: "Dünyanın gerçekten bir fine dining restoranına daha ihtiyacı var mı"
Bu soru, yalnızca kişisel bir kariyer yol ayrımı değil; sektörün tamamına yöneltilmiş sert bir eleştiri. Çünkü fine dining dünyasında bir insana belki hayatınız boyunca bir kez yemek yaparsınız. Oysa yemek, etkisini tekrar eden temaslarda gösterir. Her gün. Düzenli. Sürekli. İşte Brigaid fikri bu farkındalıktan doğuyor. Giusti'nin 2016'da kurduğu bu girişim, şefi sahneden indirip sistemin içine yerleştiriyor. Okul mutfaklarına, yaşlı bakım merkezlerine, evsizleri besleyen organizasyonlara... Yani gastronominin neredeyse hiç konuşulmadığı ama her gün milyonlarca insanın yemek yediği yerlere... Bu alanlar, mutfağın en az romantize edilen ama belki de en güçlü olduğu alanlar. Burada alkış yok. Yıldız yok. Tabak fotoğrafları yok. Ama gerçek hayat var. Ve belki de en kritik nokta şu: Toplu tüketim alanlarında sunulan yemek, bir tercih değil; çoğu insan için tek seçenek. Okuldaki çocuk, hastanedeki hasta, huzurevindeki yaşlı ya da fabrika yemekhanelerinde çalışan işçi için o tabak, 'beğenirsem yerim' konforunun ötesinde bir gerçeklik. Bu yüzden bu alanlarda sunulan yemeğin niteliği bir zevk meselesi değil; sağlık, eşitlik ve insan onuru meselesi.
Haberin DevamıBrigaid'in 2023'te New York-Bronx'ta başlattığı ve binden fazla öğrenciye her gün ücretsiz, taze pişirilmiş yemek sunan program da bu yaklaşımın somut bir örneği. Üstelik bu alan, dışarıdan bakıldığında sanıldığı gibi romantikya da kolay değil. Büyük ölçekli mutfaklarda 'istediğini al, istediğini kullan' lüksü yok. Bütçe, zaman ve insan kaynağı sürekli bir denge gerektiriyor. Daha pahalı bir kap mı alacaksınız, yoksa daha ucuz bir protein mi Plastik çevre için kötü olabilir, evet; ama bütçe gerçekliği de ortada. Bu gri alanlar sosyal medyada pek görünmez ama toplu yemek sistemleri bu kararlar üzerinden ayakta kalır.

8