Denizli Kebabı niye AB'den vize alamadı

Ebru Erke
Bugün
3

Coğrafi işaret furyasında biraz durup gerçekten neye başvurduğumuzu öğrenmenin zamanı gelmedi mi


Avrupa Birliği, Denizli Tandır Kebabı'nı "geleneksel ürün" olarak kabul etmedi.

Aslında mesele yalnızca bir kebabın reddedilmesi değil. Belki de artık biraz durup şunu sormamız gerekiyor: Biz gerçekten gastronomimizi korumaya mı çalışıyoruz, yoksa coğrafi işaret ve geleneksel ürün sistemlerini yeni nesil bir yerel reklam tabelasına mı dönüştürüyoruz

Çünkü Türkiye'de son yıllarda yaşanan coğrafi işaret furyasıyla birlikte kavramların kendisi de birbirine karışmaya başladı. Birçok şehir için mesele artık ürünün gerçekten korunmasından çok, "bizim de tescilli ürünümüz olsun" noktasına evrildi. Oysa coğrafi işaret dediğiniz şey yalnızca şehir girişine asılacak bir tabela ya da fuar standında kullanılacak bir logo değil. Çok ciddi teknik, tarihsel ve hukuki bir süreçten bahsediyoruz.

Haberin Devamı

Bugün herkes Denizli Tandır Kebabı kararını "coğrafi işaret reddi" gibi düşünüyor. Oysa Denizli'nin yaptığı başvuru klasik coğrafi işaret başvurusu bile değil. Avrupa Birliği'ndeki adıyla TSG, yani "Traditional Speciality Guaranteed" Türkçesiyle "Geleneksel Ürün Garantisi" sistemi.

Ve tam da burada Türkiye'nin en büyük kafa karışıklığı ortaya çıkıyor.

Çünkü Avrupa Birliği'nde coğrafi işaret ile geleneksel ürün sistemi birbirinden tamamen farklı çalışıyor.

Örneğin Antep baklavası, Milas zeytinyağı ya da Ezine peyniri gibi ürünler coğrafi işaret koruması alıyor. Çünkü bu ürünlerin karakteri doğrudan belirli bir coğrafyaya bağlı. İklim, toprak, yerel üretim bilgisi ve bölgesel teknik o ürünü başka yerlerden ayırıyor.

TSG sistemi ise coğrafyayı değil; ürünün geleneksel üretim biçimini, tarihsel sürekliliğini ve teknik karakterini koruyor. Yani Avrupa Birliği sizden şunu kanıtlamanızı istiyor:

"Bu ürün en az 30 yıldır belirli teknik standartlarla üretiliyor ve benzerlerinden şu özelliklerle ayrılıyor."

Ve tam da burada Türkiye'nin temel sorunu ortaya çıkıyor.

Biz gastronomiyi çoğu zaman duygusal anlatıyoruz. Avrupa ise onu teknik dosya olarak okuyor.

Haberin Devamı

"Çok lezzetlidir", "ustalık ister", "yüzyıllardır yapılır" gibi cümleler kültürel olarak anlamlı olabilir. Ama Avrupa Birliği mevzuatı açısından yeterli değil. Çünkü onlar sizden hikâye değil; ölçülebilir, denetlenebilir teknik kriterler istiyor.

Avrupa Komisyonu'nun yayımladığı resmi karar metnine baktığınızda da bunu açık şekilde görüyorsunuz. Komisyon, Denizli Tandır Kebabı'nın lezzetine değil; başvuru dosyasının teknik yeterliliğine itiraz ediyor.

Ürünün geleneksel karakterini ortaya koyan kanıtların yeterince güçlü olmadığını söylüyor. Daha önemlisi, kebabın diğer tandır kebaplarından hangi teknik özelliklerle ayrıştığının net biçimde tarif edilmediğini belirtiyor.

Haberin Devamı

Aslında Avrupa'nın sorduğu soru çok basit:

"Bu kebabı diğer tandır kebaplarından objektif olarak ayıran şey tam olarak ne"

* Etin cinsi mi

* Tandırın yapısı mı

* Yakıt türü mü

* Pişirme süresi mi

* Kesim biçimi mi

Bütün bunların teknik olarak tarif edilmesi gerekiyor.

Bugün Türkiye'de aynı ürünün farklı şehirler tarafından sahiplenildiği, birbirine çok benzeyen tariflerin ayrı ayrı işaret aldığı onlarca örnek var. Oysa Avrupa sistemi aidiyetten çok standardizasyona, teknik tanıma ve denetlenebilirliğe bakıyor.