Yıllardır otelleri plajlarıyla, odalarıyla, havuzlarıyla ve manzaralarıyla yarıştırıyoruz. Oysa artık oyunun kuralları değişti. Dünyanın pek çok tatil destinasyonunda insanlar önce nerede yemek yiyeceğine karar veriyor, sonra hangi otelde kalacağını seçiyor. Bodrum'da bu değişime bizzat tanık oldum.
Tatlı, esintili bir Bodrum akşamı... Deniz mahsullü makarnamızı bakır tencerenin içinden büyük bir iştahla kaşıklarken yan masadakiler İngilizce laf atıyor. "Bizim de en sevdiğimiz tabak bu oldu" diyor şık Uzakdoğulu çift ve soruyorlar: "Peki, siz bu şefi nasıl buluyorsunuz"
Osman Sezener'in bu ülkedeki en sevdiğim şeflerden biri olduğunu, mutfağını da yıllardır büyük bir ilgiyle takip ettiğimi söylüyorum, gülümsüyorlar. Erkek müşteri karşısında oturan kız arkadaşını işaret ediyor ve ekliyor: "Aslında Bodrum'da başka bir otelde kalacaktık. Ama o 'Kitchen'da mutlaka yemek yemem lazım' dedi. Biz de otelimizi değiştirdik ve rezervasyonumuzu buraya aldık." Erkek müşterinin bahsettiği restoran Kitchen by Osman Sezener, otelse
The Bodrum EDITION. İtiraf etmeliyim ki beni o gece en çok etkileyen şey masadaki yemekler kadar, duyduğum bu cümle oldu.
Çünkü yıllardır otelleri plajlarıyla, odalarıyla, havuzlarıyla, manzaralarıyla yarıştırıyoruz. Oysa artık oyunun kuralları değişti. Dünyanın pek çok tatil destinasyonunda insanlar önce nerede yemek yiyeceğine karar veriyor, sonra hangi otelde kalacağını seçiyor. Gastronomi artık bir otelin sunduğu hizmetlerden biri değil; başlı başına rezervasyon yaptıran, oda sattıran ve destinasyon tercih ettiren stratejik bir yatırım haline geldi.
Birbirini tamamlayan mutfaklar
Bunun en güzel örneklerinden biri burası. Bu vizyonun arkasındaki isimlerin başında otelin genel müdürü Mustafa Bulmuş geliyor. Anlattığına göre, bu global markanın tüm otelleri içinde Bodrum şubesi hem kârlılıkta en başarılı sonuçlara ulaşmış hem de misafir ve çalışan memnuniyetinde en üst sıraya çıkmış. Bunun tek nedeni elbette gastronomi değil. Türkiye'deki hizmet anlayışı bizi diğer ülkelerin önüne geçirmiş belli ki. Ancak gastronominin bu başarının en güçlü ayaklarından biri olduğu da çok açık.
Yeme-içme kurgusunun da önemi büyük. Birbirini tekrar eden değil, birbirini tamamlayan mutfakların mevcudiyeti iyi bir denge yaratıyor, hatta başlı başına bir yeme-içme kompleksi hissiyatı veriyor: 7 Mehmet'in bu sezon açtığı Daha, Osman Sezener'in 1 Michelin yıldızlı Kitchen'ı, minicik İtalyan lokantası The Trattoria by Stefano Ciotti, Uzakdoğu restoranı Inari, burgerlerine tutkun olduğumuz Zula ve tüm günlük yeme-içme operasyonunun yükünü kaldıran şef Adnan Öztürk yönetimindeki Morena.
Haberin DevamıBu sezon Antalya'nın efsanevi restoranlarından 7 Mehmet otelin en yüksek kapasiteli açık alanında, Daha adı altında akşam servisi veriyor. Menü Antalya'daki restoranın ruhunu büyük ölçüde koruyor. Zeytinyağlılardan oğlak etli yemeklere uzanan geniş bir seçki sunuyor. Osman Sezener'in mutfağı doğal olarak daha çok deniz ürünleri üzerine kurulu olduğu için 7 Mehmet kırmızı ete ve klasik Akdeniz lezzetlerine ağırlık vermiş. Her akşam tamamen dolu çalışmaları, hatta iki oturum sistemine geçmeyi düşünmeleri de aslında önemli bir gerçeği gösteriyor: İnsanlar otel restoranlarını artık 'mecburen yemek yenen yerler' olarak görmüyor. Güçlü restoran markaları yalnızca masa doldurmuyor, otelin marka değerini de yükseltiyor. İnsanlar tanıdıkları ve güvendikleri bir restoran için kapısından daha önce gitmedikleri bir otele gönül rahatlığıyla rezervasyon yapabiliyor.

9