Sessiz tehlike: Gizli şeker 2

Geçen hafta, halk arasında 'gizli şeker' olarak bilinen prediyabetin ne olduğunu ve neden artık göz ardı edilemeyecek bir sağlık başlığı hâline geldiğini anlatmıştım. Bu hafta ise daha zor ama çok daha kritik bir noktaya geliyoruz: Peki, ne yapacağız

PREDİYABET (gizli şeker), erken evrede yakalandığında gidişatı değiştirilebilen nadir metabolik durumlardan biri. Başka bir deyişle, bir risk olmanın ötesinde gerçek bir fırsat penceresi sunuyor. Ancak bunun için önce bu durumu soyut bir ihtimal gibi değil, adı konması ve ciddiye alınması gereken bir sağlık süreci olarak görmek gerekiyor. Bu nedenle bu yazıda "neden önemli" sorusundan çok, nasıl tanırız ve ne zaman harekete geçmeliyiz sorularına odaklanmak istiyorum. Yani aslında prediyabetin tanısını koymak uzun soluklu düşününce bir şans haline gelebilir. Kimse karşılığı olmayan bir emek harcamak istemez. Son araştırmalarda bu aşamada düzeltilen prediyabetin, kalp krizinden organ yağlanmasına birçok sorunu önlediğini göstermesi hepimiz için pozitif pekiştireç ve cesaretlendirici bir bulgu oldu.

Haberin Devamı

KAN TESTİYLE ERKEN TEŞHİS

Prediyabet, diyabet yolunda aktif olarak ilerleyen bir metabolik süreçtir. Bu ilerlemeyi durdurmanın tek yolu, süreci erken evrede fark etmektir. Tam da bu nedenle tarama testleri hayati öneme sahiptir. Prediyabet çoğu zaman tesadüfen bulunmaz; bilinçli olarak aranması gerekir. Klinik olarak prediyabet soyut bir kavram değildir; net tanı kriterleri vardır. Açlık kan şekeri 100-125 mg/dL arasında olduğunda ya da HbA1c, yani üç aylık ortalama kan şekeri yüzde 5.7–6.4 aralığında ölçüldüğünde prediyabetten söz ederiz. Bu değerler henüz diyabet tanısı koydurmaz, ancak metabolik sürecin diyabet yönünde ilerlediğini açık biçimde gösterir. Asıl kritik olan da bu aralıktır. Çünkü müdahale için elimizdeki en güçlü zaman penceresi burasıdır.

Geçen hafta da değindiğimiz gibi, The Lancet Diabetes & Endocrinology'de yayımlanan geniş ölçekli çalışmalar bu konuda oldukça net bir tablo ortaya koyuyor. Prediyabet erken dönemde tespit edildiğinde, tip 2 diyabete ilerleme riski belirgin şekilde azalıyor. Hatta bazı bireylerde bu sürecin tamamen geri çevrilebildiği gösteriliyor. Ancak tanı geciktikçe, bu fırsat penceresi hızla daralıyor.

Haberin Devamı

Bu nedenle özellikle 40 yaşından sonra, rutin sağlık kontrollerinin bir parçası olarak HbA1c yani üç aylık ortalama kan şekeri, ölçümünün yapılması büyük önem taşıyor. Eğer fazla kilo, hipertansiyon ya da ailede diyabet öyküsü gibi risk faktörleri varsa, bu taramaların daha erken yaşlarda başlaması gerekiyor. Ne yazık ki son yıllarda bu eşik 20'li ve 30'lu yaşlara kadar indi. Bugünün yaşam koşulları, pek çok genci bu risklerle çok daha erken tanıştırıyor.

YEMEKTEN SONRAUYKUNUZ GELİYORSA...

Prediyabetin en yanıltıcı tarafı tam da burada. Çoğu kişi kendini iyi hissettiği için test yaptırma ihtiyacı duymaz. Oysa prediyabetin net ve ayırt edici bir semptom listesi yoktur. Bazen hafif halsizlik, bazen yemekten sonra gelen uyku hâli, hızlı geri acıkma, el ayak titremesi, bazen bel çevresinde artış... Ama çoğu zaman hiçbir şey.

Haberin Devamı

Bu sessizlik aldatıcıdır. Çünkü damar düzeyinde hasar, insülin direnci ve metabolik yük çoktan başlamış olabilir. Bu yüzden tarama testleri bir şikâyet ortaya çıktığında değil, risk varlığına göre yapılmalıdır.

Açlık kan şekeri ya da HbA1c değerleri sınırda yüksekse, ailede erken yaşta diyabet öyküsü varsa, kilo artışı hızlandıysa, bel çevresi genişliyorsa ya da hipertansiyon ve kolesterol bozukluğu eşlik ediyorsa bu tabloyu "bir bakalım" diyerek geçiştirmek doğru değildir. Bu sürecin, konuyu bilen bir hekimle birlikte değerlendirilmesi gerekir.

DİĞER HASTALIKLARA DAVETİYE

Prediyabet çoğu zaman tek başına ilerlemez. İnsülin direnci, karaciğer yağlanması, hipertansiyon, lipid bozuklukları ve damar sertliğinin erken evreleri bu tabloya eşlik edebilir. Bu nedenle prediyabet, yalnızca yaklaşan bir diyabetin değil; aynı zamanda kalp-damar hastalıklarının da erken uyarı sinyalidir.