Daha önceki yazılarda da belirttiğim gibi, obezite bir irade meselesi değil; kronik bir hastalık ve tedavisi mümkün.
Bugün artık bunu söylemek bir iddia değil, giderek güçlenen bilimsel bir gerçek. Obezite tedavisinde biyolojik tedavi seçenekleri her geçen gün artıyor. Kamuoyunda "zayıflama iğneleri" olarak bilinen yaklaşımlar bile, bu hızlı gelişimin içinde neredeyse eski moda kalmaya başladı. Çünkü mesele artık tek bir molekül ya da tek bir mekanizma değil; obezitenin biyolojisini çok daha derinlikli biçimde hedefleyen yeni bir tedavi döneminden söz ediyoruz.
Zaten obezite yalnızca "kilo" meselesi de değil. Çoğu zaman tip 2 diyabetten yağlı karaciğer hastalığına, kalp-damar sorunlarından uyku apnesine kadar pek çok kronik hastalıkla iç içe, bir paket hâlinde karşımıza çıkıyor. Daha da önemlisi, obezite bu hastalıkların sadece yanında duran bir eşlikçi değil; hastalığın biyolojisini değiştiren, gidişatını hızlandıran temel bir faktör.
Haberin DevamıMevcut tedaviler obezite alanında tarihi bir kapı açtı. Ancak klinikte hâlâ önemli boşluklar olduğunu da net biçimde görüyoruz. Her hasta aynı yanıtı vermiyor; kilo kaybı her zaman metabolik sorunların tamamını düzeltmiyor; tedavinin sürdürülebilirliği ve tolerabilitesi kritik başlıklar olmaya devam ediyor. Tam da bu eksik alanlara cevap arayan obezite araştırmaları ve ilaç geliştirme süreci bugün hiç olmadığı kadar hareketli.
Aralık ayında, hormonlar ve metabolizma alanında dünyanın önde gelen bilimsel kuruluşlarından biri olan Endocrine Society ile Washington'da gerçekleştirdiğimiz basın toplantısında paylaştığımız obezite tedavisindeki son gelişmeleri, bu yazıda sizlerle de paylaşmak istiyorum.
GLUKAGON KARACİĞER YAĞLANMASINI AZALTIYOR
Glukagon, obezite tedavisinde en çok konuşulan ama en yanlış anlaşılan hormonlardan biri. Yıllarca onu yalnızca kan şekerini yükselten, insüline karşıt bir hormon olarak tanıdık. Oysa son yıllarda glukagon biyolojisine daha yakından baktığımızda, özellikle GIP ve GLP-1 ile birlikte doğru oranlarda kullanıldığında obezite tedavisinde anlamlı faydalar sağlayabildiğini görüyoruz.
Haberin DevamıGlukagonu önemli kılan temel özelliklerden biri, enerji harcamasını artırması. Yani yalnızca iştahı azaltan değil, vücudu daha fazla enerji tüketmeye yönlendiren bir mekanizmadan söz ediyoruz. Bu güçlü etki nedeniyle kalp hızı gibi parametreler yakından izleniyor; ancak doğru doz ve kombinasyonlarla bu alan obezite tedavisinde yeni bir kapı aralıyor.
Glukagon temelli yaklaşımların bir diğer kritik avantajı karaciğer üzerindeki etkileri. Karaciğer yağlanmasını belirgin biçimde azaltması, bu molekülleri obezitenin sinsi ilerleyen komplikasyonlarından biri olan MASH (metabolik ilişkili yağlı karaciğer hastalığı) açısından özellikle değerli kılıyor. Özellikle ileri derecede obezitesi ve belirgin yağlı karaciğer hastalığı olan bireylerde hedef yalnızca tartıyı düşürmek değil, metabolik yükü de hafifletmek.
Haberin DevamıBu alandaki en dikkat çekici örneklerden biri retatrutide. Son verileri incelediğimizde, güçlü kilo kaybı etkisinin ötesinde, obeziteyle ilişkili diz osteoartriti açısından da heyecan verici bir potansiyel ortaya koyduğunu görüyoruz. Bugüne kadar bu hastalara genellikle "kilo verirsen rahatlar" denildi; bu doğru ama yeterli değil. Çünkü eklem ağrısında yalnızca mekanik yük değil, obeziteyle ilişkili inflamasyon da rol oynuyor. Retatrutide ile ilgili veriler, bazı hastalarda yüzde 30-35'e kadar kilo verdirdiğini ortaya koyuyor. Enerji harcamasını artırırken teorik olarak aritmi riski gündeme gelse de, mevcut veriler bu riskin şu an için güvenli sınırlar içinde olduğunu gösteriyor.
Haberin DevamıAMİLİN YAN ETKİSİ DÜŞÜK BİR ALTERNATİF
Obezite tedavisinde gündemde olan bir diğer önemli başlık amilin. Yemek sonrası pankreastan salınan ve iştahı baskılayan hormonlardan biri olan amilinin mekanizmasını uzun süredir tanıyoruz. Geçmişte pratik sınırlamalar nedeniyle geri planda kalan bu yaklaşım, bugün geliştirilen yeni nesil amilin agonistleriyle yeniden gündeme geliyor. Daha uzun etkili ve daha iyi tolere edilen bu formlar, özellikle GLP-1 tedavilerini tolere edemeyen hastalar için değerli bir alternatif olabilir. Obezite tedavisinde en büyük problem olan leptin direncini azaltıyor. Bu alanda öne çıkan CagriSema (cagrilintide+semaglutide), faz 3 çalışmalarını yaklaşık yüzde 22 kilo kaybı ile başarıyla tamamladı ve bu yıl içinde onay alması bekleniyor.
Haberin DevamıKAS KAYBINIÖNLÜYOR
Bugün kullandığımız en etkili obezite tedavilerinde bile karşımıza çıkan en önemli sorunlardan biri kas kaybı. Miyostatin, kas yıkımını düzenleyen doğal bir mekanizma; ancak kilo kaybı dönemlerinde bu sistem aleyhimize çalışabiliyor. Enerji açığını kapatmak için vücut kas dokusunu kullanmaya başlıyor. Miyostatin inhibisyonuna dair ilk deneyimler, bu alanın hassas bir denge gerektirdiğini ortaya koydu. Bu mekanizma baskılandığında kas kaybı büyük ölçüde önlenebiliyor. Güncel çalışmalar daha seçici ve daha güvenli stratejiler üzerine yoğunlaşıyor. Henüz yolun başındayız; ancak kas koruyucu tedaviler, mevcut obezite tedavisinin bir sonraki evresinde önemli bir tamamlayıcı rol üstlenebilir.

7