GEÇEN gece nöbetteydim.
Saat 03.00'ü geçiyordu, koridorlar sessizdi. Hemşire bankosundaki ekranda onlarca kalp ritmi yan yana akıyordu. Kimi hızlı, kimi yavaş, kimi tekliyor ama hepsi inatla devam ediyor. O çizgilere bakarken aklıma yıllardır cevabını merak ettiğim bir soru geldi: Bu kadar çok çalışan, bu kadar çok kanla beslenen bir organda neden neredeyse hiç kanser görmüyoruz
Rakamlar gerçekten şaşırtıcı. ABD'nin ulusal kanser kaydında 7.4 milyon kanser vakası incelendiğinde yalnızca 551'inin kalpten başladığı görülmüş. Yani yaklaşık her 13 bin kanserden biri. Üstelik kalp, kana karışmış bir kanser hücresi için ideal bir yuva gibi görünüyor: Oksijen bol, besin bol. Ama oraya sıçrayan tümörler bile genellikle küçük kalıyor.
Haberin DevamıATAN KALBE KANSER YAKLAŞAMIYOR
Uzun süre bunu kalp kası hücrelerinin neredeyse hiç bölünmemesine bağladık. Gerçekten de yetişkin bir insanda kalp kası
hücrelerinin yalnızca yüzde biri kadarı yılda bir yenileniyor. Bölünmeyen hücre, kontrolsüz bölünmenin hastalığı olan kansere kolay dönüşmez. Ama bu açıklama, başka organlardan gelen kanser hücrelerinin kalpte neden tutunamadığını anlatmıyordu.
Nisan ayında Science dergisinde yayımlanan bir çalışma bu bilmeceye çok zarif bir cevap verdi. İtalya'nın Trieste kentindeki araştırmacılar farelerin boynuna ikinci bir kalp naklettiler. Bu kalp kanlanıyor, yaşıyor ama pompalama yükü taşımıyordu. Ardından hem bu "dinlenen" kalbe hem de farenin kendi atan kalbine kanser hücresi verdiler. İki hafta içinde dinlenen kalpte tümör, kalp kasının büyük kısmının yerini aldı. Atan kalpte ise kanser hücreleri pek tutunamadı. Akciğer, kolon ve cilt kanseri hücreleri aynı sonucu verdi.
Sırrın adı Nesprin-2. Bu protein, hücreye dışarıdan gelen mekanik baskıyı algılayıp çekirdeğe taşıyor. Kalp her kasıldığında gelen kuvvet, kanser hücresinin DNA paketlenmesini değiştiriyor ve büyümeyi frenliyor. Araştırmacılar bu proteini susturduğunda, kanser hücreleri atan kalpte bile büyük tümörler oluşturdu. Yani kalbinizin her atışı, oraya sızmaya çalışan hücreye "dur" diyor. Elbette bunlar henüz fare çalışmaları; tedaviye dönüşmesi zaman alacak.
Haberin DevamıHAREKET KORUYOR DUYGU YORUYOR
İşin ironisi şu: Kalbi kansere karşı koruyan şey, onun durmadan atan, mekanik doğası. Ama kalbi en çok zorlayan şey mekanik değil, duygusal.
Öfkeyle başlayalım. Binlerce hastayı kapsayan bir analiz, şiddetli bir öfke patlamasından sonraki iki saat içinde kalp krizi riskinin yaklaşık beş kat arttığını gösterdi. Columbia Üniversitesi'nden bir çalışmada ise sağlıklı gönüllülerden yalnızca sekiz dakika boyunca onları kızdıran bir anıyı hatırlamaları istendi. Bu kısa öfke, damarların genişleme yeteneğini 40 dakikaya kadar bozdu. Yani "sinirden kalbim duracak" sözü birabartı değil, bir uyarı.
KIRIK KALBİN TIBBİ ADI: TAKOTSUBO
Haberin DevamıKederin kalpteki karşılığının da bir adı var: Takotsubo sendromu, halk arasındaki adıyla "kırık kalp sendromu". İlk kez 1990'da Japonya'da tanımlandı. Kalbin sol karıncığı balon gibi şişip Japon balıkçılarının ahtapot kapanına (tako-tsubo) benzediği için bu adı aldı.
Tipik hikâye şöyle: Ağır bir yas, ani bir şok ya da büyük bir korkunun ardından göğüs ağrısı. EKG bozuk, kalp enzimleri yüksek, her şey kalp krizini düşündürüyor. Ama anjiyografide damarlar tertemiz. Sorun damarda değil; beynin bu fırtınayı stres hormonlarıyla kalbe yüklemesinde. Sonuç, saatler içinde gelişen ani kalp yetmezliği. Bazı hastalarda tansiyon düşüyor, ritim bozuluyor, akciğerlere su toplanıyor.
Haberin DevamıPeki neden en çok kalbin ucu etkileniyor Öne çıkan açıklama şu: Kalbin tepe bölgesinde adrenalini algılayan reseptörler daha yoğun. Ani ve aşırı bir adrenalin yükü bu bölgeyi adeta sersemletiyor; kas ölmüyor ama geçici olarak kasılmayı bırakıyor. Kalp, kendini korumak için bir süreliğine susuyor gibi.
Kalp krizi şüphesiyle gelenlerin yaklaşık yüzde ikisinde, kadınlarda ise onda birine varan oranda altta yatan neden bu sendrom. Hastaların çoğu menopoz sonrası kadınlar. Ama şaşırtıcı bir paradoks var: Erkeklerde çok daha nadir görülse de çok daha ağır seyrediyor. ABD'de yaklaşık 200 bin hastayı kapsayan bir çalışmada ölüm oranı kadınlarda yüzde 5.5

9