Yazı, "kanser aşısı bulundu" başlıklarının yanlış anlaşılmasını açıklamak için kanser aşılarını üç kategoriye ayırıyor: koruyucu (viral enfeksiyonları önleyen), tedavi edici (mevcut kanseri hedefleyen) ve kişiselleştirilmiş (tümöre özgü). Sebebi kanser tek bir hastalık değil, binlerce farklı hastalığın ortak adı olması ve modern tıp hastalığın değil hastanın kendisini merkeze alması. Ancak kişiselleştirilmiş bu mRNA teknolojisinin gelişmesi sağlık sistemlerinde ne tür eşitsizliklere yol açabilir?
YILLARDIR haber sitelerinde, sosyal medyada servis edilen o meşhur başlığı mutlaka görmüşsünüzdür: "Kanser aşısı bulundu''.
Oldukça heyecan ve umut uyandıran bu ifadeler, içerik doğru aktarılmadığında yanlış anlaşılmaya çok müsait oluyor. Madem çözüm bulundu hemen gidip olalım ne duruyoruz değil mi Ancak bahsi geçen "kanser aşısı" tek bir aşı değil, olamaz da. Kanser aşısı dediğimizde aslında birbirinden tamamen farklı 3 başlıktan söz ediyoruz. Hatta size bir haber vereyim şu kanser aşılarından bir tanesini siz yüksek ihtimalle çoktan oldunuz bile!
Önce şunu netleştirelim: Neden "tek bir kanser aşısı" olamaz Çünkü kanser, tek bir hastalık değil; binlerce farklı hastalığın ortak adıdır. Haliyle hepsine karşı tek bir çözümden söz etmek mümkün değildir. Kanserler öncelikle köken aldıkları organa göre ayrılır; bununla da kalmaz, aynı organ içinde hücre tipine göre de sınıflandırılır. Dahası, aynı kanserin aynı hücre tipine sahip iki kişide bile tümörün davranışı ve tedaviye yanıtı, hastanın genetik özelliklerine göre tamamen farklı olabilir. İşte tam da bu nedenle, modern tıbbın odağı artık hastalığın adı değil, hastanın kendisi.
Haberin DevamıÜÇ TÜR KANSER AŞISI VAR
Aslında bu konuyu üç başlıkta düşünmek gerekiyor: Kansere karşı koruma amaçlı aşılar, kanser tedavisinde kullanılan aşılar ve kişiselleştirilmiş kanser aşıları. Koruyucu aşı dediğimiz şeyi su çiçeği aşısı gibi düşünebilirsiniz; kişi henüz hastalanmadan, sağlıklı bireye bağışıklık kazandırmak için yapılır. Kanser söz konusu olduğunda da koruyucu aşıdan kasıt, doğrudan kanserin kendisine değil, kansere yol açabilen bazı virüslere karşı koruma sağlamasıdır. Tedavi amaçlı kanser aşılarında ise durum farklıdır. Burada amaç, bağışıklık sistemini mevcut kanser hücrelerine karşı daha güçlü hale getirmektir. Bir de son yıllarda hayatımıza giren kişiselleştirilmiş kanser aşıları var. Bunlar, her hastanın tümörüne özel olarak geliştirilen tedavilerdir. Yani herkese aynı aşıyı yapmak yerine, kişinin tümörü inceleniyor ve ona göre bir aşı hazırlanıyor. Şimdi gelin, bu üç başlığa biraz daha yakından bakalım ve kafaları karıştıran noktaları birlikte açalım.
Haberin Devamı1-KORUYUCU KANSER AŞILARI
Koruyucu kanser aşısı kanseri doğrudan engellemez, kanser yolunu açabilecek enfeksiyonu engellerler. Küresel olarak kanserlerin yaklaşık yüzde 15-20'si viral enfeksiyonlarla ilişkilidir; bu da bu tür kanserlerin aslında önlenebilir olduğunu gösterir. Örneğin HPV virüsü rahim ağzı kanserine yol açabilir. "Rahim ağzı kanseri aşısı" diye bilinen aşı da aslında HPV virüsüne karşı koruyucu aşıdır. Benzer şekilde, karaciğer kanseri kronik hepatit B enfeksiyonuna bağlı gelişebilir. Hani demiştim ya, büyük ihtimalle siz de bir "kanser aşısı" oldunuz diye; işte tam olarak hepatit B aşısından bahsediyorum. Ülkemizde 1998'den beri rutin çocukluk aşı takviminde yer alan hepatit B aşısı, aslında sizi karaciğer kanserinden de korur. Koruyucu aşılar, vücudu virüs ya da bakterinin zayıflatılmış/etkisiz formuyla tanıştırarak bağışıklık sistemine bu tehditleri tanımayı ve onlara karşı savunma geliştirmeyi öğretir. En etkili oldukları zaman ise enfeksiyon henüz ortaya çıkmadan önce uygulandıkları dönemdir. Bu aşılar, kanser oluşumuna giden süreci daha en başında keserek, halk sağlığı açısından son derece güçlü bir koruyucu strateji sunar.
Haberin Devamı2-TEDAVİ EDİCİ KANSER AŞILARI
Tedavi edici kanser aşıları ise işin başka bir boyutu. Burada amaç, zaten mevcut olan kanseri hedef almak ve bağışıklık sistemini kanser hücrelerini tanıyıp onlara saldıracak şekilde yönlendirmek. Ama bu o kadar da kolay değil. Çünkü bakteri ve virüslerin aksine, kanser hücreleri bağışıklık sistemi için net bir "yabancı" değildir; oldukça tanıdık görünürler. Üstelik her kanserin kendine özgü antijenleri (belirteçleri) vardır, bu da herkese aynı yaklaşımı uygulamayı zorlaştırır. Günümüzde biliminsanları bu belirteçleri giderek daha iyi tanımlayabiliyor ve böylece tümöre özgü tedaviler geliştirme imkânı doğuyor. Bu antijenler bazen normal hücrelerde de bulunan ama kanserde aşırı üretilen proteinler, bazen de virüs kaynaklı yapılar olabiliyor. Örneğin prostatta normalde de bulunan prostatik asit fosfataz (PAP), prostat kanserinde yüksek miktarda üretildiği için hedef haline geliyor. Bu doğrultuda geliştirilen Sipuleucel-T aşısı, ileri evre prostat kanserinde kullanılan bir tedavi seçeneği. Bir diğer önemli örnek ise Bacillus Calmette-Guerin (BCG) aşısı. Aslında tüberküloz için geliştirilmiş bu zayıflatılmış bakteri aşısının, mesane kanserine karşı güçlü bir bağışıklık yanıtı oluşturduğu fark edilmiş ve bugün erken evre mesane kanserinde standart tedavilerden biri haline gelmiş durumda.

3