İlkel topluluklar, tarım toplumu, sanayi toplumu, bilgi toplumu ve nihayet dijital topluma ulaşan insanlık için hayat giderek kolaylaşmış gibi görünmektedir. Nitekim ulaşım ve iletişim imkanları hem hızlanmış hem de çok gelişmiştir. Teknoloji, insanın günlük hayatını kolaylaştıran pek çok imkân sunmuştur.
Ancak gelişen teknolojinin insanın günlük hayatını giderek kolaylaştırması beklenirken, günümüz dünya insanının giderek umutsuzlaştığını, stresinin dayanılmaz düzeylere çıktığını, ruh sağlığı bozulanların arttığını, evlenmemenin yaygınlaştığını, buna karşılık boşanmaların çoğaldığını üzülerek gözlüyor ve yaşıyoruz. Tüm bu gelişmelerin bir sonucu olarak günümüz insanı, varlıklar dünyasındaki yerini giderek daha fazla sorgular hâle gelmiş; kendisini ya aşırı bir biçimde yermeye ve kendisinden uzaklaşmaya ya da aşırı derecede önemli görerek şişirilmiş bir benliğe yönelmeye başlamıştır. Sonuçta kendi iç barışı bozulan, kendisine yabancılaşan, iletişimi giderek sınırlanan, yalnız kalmayı tercih eden insanlar hızla çoğalıyor.
Böyle bir sosyal aşınma ve insani değerlerdeki erimenin azaltılması ve insanoğlunun esasen doğasında var olan güzellikleri yeniden keşfetmesi konusunda hiç kuşku yoktur ki, hangi düzeyde olursa olsun yöneticilere ve özellikle liderlere önemli görevler düşmektedir.
Günümüz dünyasında kendisi, ailesi, iş yeri veya topluma liderlik yapacak bireylerde arzu edilen temel kişilik yönelimleri arasında; karizma, etkileşim ve iletişim gücü, adalet, öngörü, kararlılık, uzlaşmacılık, başarı güdüsü, ahlak ve dürüstlük öncelikle sayılmaktadır.
Lideri bir orkestra şefine benzetirsek, çıkmış ya da çıkmakta olan sesleri yöneten değil, çıkacak sesleri öngören ve yöneten bir orkestra şefi olması gereklidir. Peki lider bunu nasıl yapacak Aslında liderliğin zorluğu da tam burada başlıyor. Lider, işine bütün hücreleri ile odaklanarak, rafine işler yaparak ekibini canlı, heyecanlı ve amaca yönelmiş, hatta amaca kenetlenmiş bir hale getirebilir.
Liderin bütün bunları yapabilmesindeki başlıca şart; içinden geldiği ve arka planında yer alan yerel ve öz değerleri unutmadan ama buraya da takılıp kalmadan evrensel değerlere hâkim olmasıdır. Diğer bir ifade ile lider, yoğrulduğu yerel değerleri aşırılıklardan kurtararak en iyi biçimde yaşayacak, temsil edecek ve evrensel değerleri ıskalamayacaktır. Her ikisi arasındaki dengeyi kurabilmesi çok önemlidir.
Liderin ya salt yerel değerlere hapsolması ya da bunları yok sayarak kısmen yapay uluslararası değerlerin rüzgarına kapılması sonuçta ben merkezci ya da şişirilmiş bir ego oluşumuna neden olabilir. Dünyayı sadece kendi gözlüğü ile gören, kendisini her işin merkezi kabul eden, kibirli olmayı meziyet sayan lider bir süre sonra "ben" çıkmazına girebilir. Bu durum kişiyi narsizme kadar götürebilir. Sonuçta lider; sadece kendisini dinleyen, kendisini başkasının yerine koyamayan, insanlara değer vermeyen, aşırı şüpheci ve kontrolcü, daha da vahimi kendisine hayranlık duyulmasını bekleyen bir davranış biçimine sürüklenebilir.
Oysaki arzu edilen liderlik; işi, eğitimi, konumu, mesleği ne olursa olsun kişinin işine odaklanması, işine yüksek bir aşk ve heyecanla sarılması, kişisel gelişime açık olması, başkalarına fayda üretmeyi hayatının en önemli amacı haline getirmesi, kendi kazanımlarına en arkada yer verebilme büyüklüğünü göstermesidir.

12