Yaşam odağı

Kişilik yapımız gereği, her birimizin temel bir yaşam odağı vardır. Yani her birimizin hayatını daha anlamlı kılan, uğruna çaba gösterdiği, tüm düşünce ve davranışlarını yönlendiren baskın bir hareket noktası bulunur. Buna yaşam odağı dememizin nedeni, davranışlarımızın büyük ölçüde bu odağa göre şekillenmesidir. Her insanda bu odaklar mevcuttur; ancak baskınlık düzeyleri kişiden kişiye değişir. Yaşam odakları arasında siyaset, şöhret, iş, ilke, mantık, duygu, değer, inanç, ahlak, sevgi, estetik, para ve cinsellik öncelikle sayılabilir. Günümüzde yaşanan hızlı değişim ve gelişim, kişilerin yaşam biçimleri gibi temel karakterin bir yansıması olan yaşam odağını da değişime zorlamaktadır.

Kimimiz için para hayatımızın temel belirleyicisiyken, kimilerimizde cinsellik her şeyin ölçüsü olur. Bazılarımızda ise ilke ve mantık öne çıkar. Yaşam odaklarından hangisi baskınsa, orada daha fazla hareketlilik görülür. Yaşam enerjisi o alana yoğunlaşır. Kimi insanlarda bu odaklardan aynı anda iki veya üç tanesi güçlü biçimde gelişmiş olabilir. Örneğin iş odaklı bir kişinin ikincil gelişen odağı genellikle para olurken, siyaset odaklı birisinde şöhret ya da tanınma ihtiyacı da gelişmiş olabilir. Ender de olsa birbirine karşıt iki odak da gelişebilir. Örneğin cinsellik odaklı bir kişide ahlak duygusu da güçlü gelişmişse, yoğun bir iç çelişki yaşanabilir. Şu hâlde, bir kişide birbirine yakın iki odak gelişmişse kişinin bu alandaki etkinliği daha da güçlü olacaktır. Karşıt eğilimler gelişmişse ise her iki davranışta da gerileme görülebilir.

Baskın olan temel odak, kişinin işteki veya ailedeki rolleri ile çeliştiğinde sorunlar ortaya çıkar. Örneğin ilke ve değer odaklı bir kişilik yapısına sahip bir kişiden, günümüz iş ortamında para odaklı olması beklendiğinde zorlanır ve yapay davranışlara yönelir. Yani kendisi gibi değil, başkası gibi olmaya çalışır.

Günümüz insanı bir yandan kendi kişilik yapısını ve özelliklerini yani kendisini yaşayamamakta; diğer yandan hızlı bilgi artışı ve sürekli değişim içinde yapay bir hayatın çarklarında zorlanmaktadır. Zorlanan insan ise enerjisini ve potansiyelini bireysel zorluklarına ayırdıkça kendisiyle uğraşmakta, çevresine duvarlar örmektedir. İç dünyasına yeterince ışık alamayınca da hem gelişememekte hem de kendisini algılamakta ve tanımlamakta güçlük çekmektedir.