Eski bir Çin atasözü şöyle der: "Hayat, sıkıntıların buluştuğu yerdir." Gerçekten de yaşam sahnesi, sıkıntıların ve zıtlıkların iç içe geçtiği bir alandır. Gece-gündüz, artı-eksi, erkek-dişi, iyi-kötü, güzel-çirkin, kolay-zor, siyah-beyaz, zengin-fakir, dağ-ova, iniş-çıkış... Hayata anlam kazandıran da bu zıtlıkların varlığıdır. Asıl önemli olan ise bu zıtlıklar arasında nerede durduğumuz, hangi yöne meylettiğimizdir.
Acaba yaşam alanımızda nereye daha yakınız Geceye mi, gündüze mi İyiye mi, kötüye mi Güzele mi, çirkine mi Dağa mı, ovaya mı Kolaya mı, zora mı Siyaha mı, beyaza mı Peki, sizin temel yatkınlığınız hangi yönde
Bu sorunun cevabını bulabilmek için kişiliğimizi yönlendiren üçlü sacayağına bakmamız yeterlidir:
Vicdan
İrade
İçgüdüler
Bu üçlü yapı, Freud'un süper ego (üst ben), ego (ben) ve id (alt ben) ayrımıyla büyük ölçüde benzerlik göstermektedir.
İçgüdüler, psikoloji ve davranış bilimlerinde üzerinde en çok durulan kavramlardan biridir. Bireyin kişisel ve maddi tatminine yönelen temel dürtüleri ifade eder. Yeme, içme ve cinsellik gibi ihtiyaçlar bu alanın doğal parçalarıdır. Dolayısıyla içgüdüler, öncelikle bireysel haz ve ihtiyaçların karşılanmasına yönelir.
İrade ise içgüdüler ile vicdan arasında denge kuran, bireyin tercihlerini şekillendiren temel merkezdir.
Vicdan ise toplumu, insanlığı, ahlâkı ve evrensel insani değerleri temsil eden; bireyin davranışlarına yön veren en önemli rehberdir.
Davranışlarımız, bu üçlü sacayağının oluşturduğu dengenin bir sonucudur. Güçlü bir irade ve güçlü bir vicdani duyarlılık, davranışlarımızın vicdanın rehberliğinde şekillenmesini sağlar. Buna karşılık, zayıf bir irade ve zayıf bir vicdani duyarlılık, bireyi içgüdülerinin yönlendirdiği davranışlara daha açık hâle getirir.

27