Vileda sopası ve leğen

Kimden bahsetmek istediğimi anlamışsınızdır. 20 Nisan 2026 tarihinde Almanya'nın Hamburg kentinde Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinliğinde Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in sarf ettiği "Avrupa kıtasını tamamlamalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin." sözleri, Avrupa'nın gelecek perspektifine dair son derece önemli bir zihniyetin dışavurumudur. Bu ifadeler, Avrupa'nın tarihsel arka planındaki sömürgeci ve emperyal reflekslerin günümüzde de sürdüğünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir.Eşzamanlı siyasi manevralarBu sözlerden yalnızca beş gün sonra Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Yunanistan'a destek veren ve Türkiye'ye karşı açık bir pozisyon aldığını beyan eden açıklamaları da tesadüf değildir. Adeta düğmeye basılmış gibi koordineli siyasi hareketlerin Türkiye'ye karşı devreye girdiği görülmektedir. Rusya'nın Avrupa üzerindeki baskısına karşı bir duruş sergilenmesi anlaşılabilir bir durumdur. Aynı şekilde Çin'in üretim gücü ve küresel ölçekte artan etkisi nedeniyle Avrupa'nın Çin etkisini sınırlamak istemesi de belirli ölçüde rasyonel bir zemine oturmaktadır. Ancak Türkiye İşte burada durmak lazım. Türkiye'ye yönelik yaklaşımın arka planıTürkiye'nin Çin ve Rusya ile aynı bağlamda değerlendirilmesi, farklı bir zihinsel arka planın ürünüdür. Türkiye'ye yönelik bu yaklaşımın arkasında tarihsel ve kültürel faktörler bulunmaktadır. Bu faktörler, Avrupa açısından öyle bir noktadadır ki, zaman zaman Rusya ve Çin'den daha fazla Türkiye karşıtlığı oluşturabilmektedir. Oysa saha gerçekliği incelendiğinde Türkiye'nin Avrupa için bir tehdit değil, aksine güvenlik sağlayıcı bir unsur olduğu açıkça görülmektedir. Türkiye, uzun yıllardır NATO çerçevesinde Avrupa'nın güvenliğine katkı sunan temel aktörlerden biridir. Bununla birlikte yalnızca güvenlik alanında değil, ekonomik açıdan da Avrupa ile güçlü bir etkileşim içerisindedir. Türkiye zaten Avrupa'nın bir parçasıdır; bu durum herhangi bir siyasi söylemle değiştirilebilecek bir gerçek değildir. Jeopolitik güç ve bölgesel etkiJeopolitik açıdan değerlendirildiğinde Türkiye, Doğu Akdeniz ve Ege'de belirleyici bir güç konumundadır. Son 20 yılda sağlanan istikrarlı yönetim, savunma sanayi ve milli güç kapasitesinin diğer unsurlarında önemli bir gelişim sağlamıştır. Türkiye, bölgesel denklemde özgül ağırlığı en yüksek ülkelerden biri haline gelmiş ve dış politika dinamiklerini şekillendiren bir aktör olmuştur. Özellikle İspanya ve İtalya ile gerçekleştirilen büyük ölçekli savunma sanayi işbirlikleri ve Avrupa'nın Türk savunma