Türkiye'nin Şubat mesajları

Şubat 2026, Türkiye açısından yalnızca takvimde bir ay değil; askeri ve diplomatik iki kritik faaliyetin aynı anda gerçekleştirildiği stratejik bir eşik oldu. Bir yanda Steadfast Dart 2026 NATO Tatbikatı, diğer yanda Münih Güvenlik Konferansı. Steadfast Dart 2026 ile sahada askeri caydırıcılık ve güç gösterisi, Münih Güvenlik Konferansı ile yeni siyasi yapı ve masada farklı bir güç dengesi kuruluyor. Artık iki kulvarda yürüyen Ankara'nın tek hedefi güvenli ve etkili Türkiye'yi küresel sistemde inşa etmek.

STEADFAST DART: NATO'NUN YENİ HIZ TESTİ

8 Şubat - 25 Şubat tarihlerinde icra edilen NATO'nun 2026'daki en geniş kapsamlı tatbikatlarından biri olan Steadfast Dart ile ittifakın yüksek hazırlık seviyesi ve hızlı konuşlanma kabiliyeti test edildi. Yaklaşık on bin askerin katıldığı bu tatbikata Türk Silahlı Kuvvetlerimize bağlı unsurlar iki bin personel ile iştirak etti. NATO'nun kurucu üyesi olmasına rağmen ABD'nin tatbikata katılmaması oldukça dikkat çekiciydi. Ayrıca Washington'ın Avrupa merkezli bu büyük faaliyette yer almaması, NATO içinde yük paylaşımı sorunu ve güvenlik boşluğu oluştuğunu göstermesi bakımından da son derece önemliydi. ABD'nin sahadaki görünürlüğünün azalması, Avrupa'da bu boşluğu ancak Türkiye'nin doldurabileceği algısının oluşmasına da neden oldu. NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan Türkiye, Avrupa kanadında oluşabilecek kapasite boşluğunu dengeleyebilecek sayılı aktörlerden biri. Karadeniz'den Balkanlar'a uzanan hatta askeri varlığı ve operasyonel tecrübesiyle Türkiye, Rusya karşısında Avrupa güvenliğinde fiili bir denge unsuru haline geliyor.

MÜNİH MASASINDA TÜRKİYE'NİN AĞIRLIĞI

Steadfast Dart'a aktif katılım, Türkiye'nin yalnızca askeri kapasitesini değil, siyasi ağırlığını da artırdı. 13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlene bu yılki Münih Güvenlik Zirvesi'nde Türkiye'nin NATO içindeki stratejik önemi ve NATO'ya sağladığı askeri katkının diplomatik karşılığı açıkça hissedildi. Karadeniz'in güvenliği başlığında Ankara'nın hem dengeleyici hem arabulucu rolü öne çıktı. Rusya-Ukrayna savaşı sonrası oluşan kırılgan dengede Türkiye'nin Montrö rejimini sıkı sıkıya uygulaması ve diplomatik girişimleri ülkemize eşsiz bir pozisyon sağladı. Ayrıca Türk savunma sanayii, ihracat kapasitesi ve teknoloji üretim kabiliyetiyle Avrupa'da dikkatle izleniyor. Birçok alanda Türkiye'nin insansız sistemler ve entegre savunma çözümlerinde rekabet üstünlüğü yakaladığı görülüyor. Ortadoğu başlığında ise tablo daha çarpıcı. Türkiye artık yalnızca bölgesel bir güç değil Ortadoğu için aynı zamanda merkez ülke konumunda. Ankara'nın etkisi Irak ve Suriye'den başlayıp Suudi Arabistan- Somali-Etiyopya-Sudan hattına, oradan Libya'ya uzanan geniş bir Ortadoğu ve Afrika coğrafyasını kapsıyor. Bu yeni jeopolitik ağ, Avrupa'nın enerji, göç ve güvenlik hesaplarını doğrudan etkiliyor.