Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ın 3 Şubat'ta Suudi Arabistan'a, 4 Şubat'ta ise Mısır'a gerçekleştirdiği ziyaretler, sıradan diplomatik temaslar olarak okunamaz. Bu ziyaretler, Ortadoğu'da Türkiye merkezli yeni bir jeopolitik denklemin kurulduğunu gösteren güçlü işaretlerdir. Bölge ülkelerinin, özellikle Suudi Arabistan'ın Türkiye ile daha yakın ilişki arayışına girmesinin iki temel nedeni var. Birincisi, ABD'ye duyulan güvenin ciddi şekilde sarsılması. Özellikle Katar'a yönelik tehditler ve İsrail'in bölgedeki agresif hamleleri karşısında Washington'un tutumu, Körfez'de "ABD bizi ne kadar korur" sorusunu daha yüksek sesle sordurmaya başladı. İkinci neden ise Türkiye'nin milli güç kapasitesindeki ciddi artış. Savunma sanayii üretimindeki atılım, sahada etkili askeri varlık ve siyasi istikrar, Türkiye'yi sadece bir bölge ülkesi değil, jeopolitik belirleyici bir aktör haline getirdi. ABD'nin İran'a karşı ikinci uçak gemisini Körfez'e göndermesiyle artan risk ortamı, Türkiye'yi "güvenli liman" konumuna daha da yaklaştırdı. Elektronik harp çağı ve Ege'de yeni paradigmaYunanistan Başbakanı Mitsotakis'in Türkiye ziyareti, iki ülke arasında eski paradigmaların sorgulandığı bir döneme işaret ediyor. Ancak bu diplomatik yumuşamanın arka planında askeri kapasite gerçeği yatıyor. Türk savaş uçaklarının Çanakkale bölgesinde elektronik harp destekli icra ettiği tatbikat, klasik hava gücü gösterisinin ötesinde bir mesaj içeriyordu. Özellikle ASELSAN üretimi AESA radar teknolojileri ve milli elektronik harp sistemleri, Türk Hava Kuvvetleri'nin artık sadece platform değil, sistem üstünlüğü kurmaya başladığını ortaya koydu. Modern savaşların kaderini belirleyen unsurun elektronik harp olduğu düşünüldüğünde, bu kapasite Türkiye'nin caydırıcılığını çarpan etkisiyle artırmaktadır. Bu tablo, Atina açısından da yeni bir gerçekliğe işaret ediyor: Türkiye ile rekabet artık farklı bir teknolojik seviyede yürümektedir. Dolayısıyla Yunanistan için diplomasi, zorunlu bir tercih haline gelmektedir. Avrupa derinliğinde verilen stratejik mesajGeçtiğimiz hafta Türk Silahlı Kuvvetleri birlikleri, NATO'nun 2026 yılının en kapsamlı müşterek tatbikatı olarak planlanan "Steadfast Dart 2026" tatbikatına katılmak üzere Almanya'ya intikal etti. Tatbikat kapsamında 66. Mekanize Tugay unsurlarının TCG Anadolu ile Almanya'ya intikali ve NATO sahasında fiili tatbikata katılması, Avrupa'ya iki net mesaj vermektedir: Birincisi, ABD'nin ittifak içindeki rolündeki belirsizlikler derinleşirken, ABD'nin bıraktığı güvenlik boşluğunu doldurabilecek kapasitede bir müttefik olarak Türkiye'nin öne çıktığıdır. İkincisi ise, Rusya'ya karşı denge unsuru olarak Türkiye'nin kritik bir aktör olarak görüldüğüdür. Türkiye'nin NATO içindeki bu aktif rolü, ittifakın savunma mimarisindeki yerini hem güçlendirmekte hem de bölgenin güvenlik haritasında Türkiye'yi önemli bir denge unsuru haline getirmektedir. Bunun karşılığı da Avrupa'nın Türkiye ile daha iyi ilişkiler kurması, başta AB üyeliği olmak üzere Türkiye'nin istek ve taleplerine olumlu cevap vermesidir. Savunma sanayiinde Avrupa açılımıSavunma sanayiindeki atılımlar bu jeopolitik zemini destekliyor. Baykar'ın Leonardo ile geliştirdiği işbirlikleri ve Türk Havacılık ve Uzay Sanayii'nin İspanya ile yürüttüğü projeler, Türkiye'nin Avrupa savunma pazarında kalıcı aktör olma yolunda ilerlediğini gösteriyor. Bu gelişmeler, sadece ekonomik değil, stratejik sonuçlar doğuruyor. Avrupa'nın Türkiye'ye koyduğu siyasi bariyerler zayıflarken, güvenlik alanında Avrupa'nın Türkiye'ye olan bağımlılığı her geçen gün daha da artıyor.
Ortadoğu'da Türkiye merkezli dönüşüm
13-02-2026
16
Asrın felaketinden asrın dayanışmasına
08-02-2026
33
Akademik ölçüm değil, algı mühendisliği
06-02-2026
29
Bir dizi değil, bir eğitim yolculuğu: Ailem 2
01-02-2026
46
İran-Suriye denkleminde Türkiye
30-01-2026
51
GAZZE'DE SON PERDE
12-05-2024
360
Tarihi perspektifte Türkiye ve İran'a biçilen roller
21-04-2024
322
Irak'ın kuzeyinde kirli oyun
14-01-2024
306
TUSAŞ'ta sessiz devrim
13-10-2024
303
Avrupa Azerbaycan'dan intikam almak istiyor
28-01-2024
295
