14-15 Mayıs tarihlerinde gerçekleşen Trump'ın Çin ziyareti yalnızca ABD-Çin ilişkileri açısından değil, küresel güç dengeleri bakımından da kritik sonuçlar ortaya çıkarabilir. Ziyaretin en dikkat çekici yönü ise Washington ile Pekin'in doğrudan kendi meselelerinden çok, üçüncü bir ülke olan İran konusunda ortak bir zeminde buluşmaya çalışması oldu. Ortada son derece ilginç bir paradoks var. İran hakkında yapılan görüşmelerde İran yok. Yani İransız İran pazarlığı yapılmış durumda.
ABD'NİN ÇİN'E VERDİĞİ TAVİZLER
Anlaşılan o ki Washington'ın temel hedefi, Çin'i İran üzerinde baskı kurmaya ikna etmek. Özellikle İran'ın nükleer kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran'a verilen askeri desteğin azaltılması ABD açısından birincil önemde. Çünkü İran'ın nükleer kapasitesi yalnızca ABD'yi değil, İsrail'in güvenlik stratejisini de doğrudan ilgilendiriyor. Bu noktada dikkat çeken unsur ise ABD'nin Çin'e yönelik ekonomik yaklaşımı. Trump yönetiminin Çin'e uyguladığı gümrük tarifelerini düşürmesi, karşılıklı yatırımların önünü açması ve ekonomik ilişkileri yeniden canlandırma sinyalleri vermesi tesadüf değil. Görünen o ki ABD, ekonomik tavizler karşılığında Çin'den İran konusunda çok yönlü jeopolitik destek almak istiyor.
YENİ TAYVAN DENKLEMİ
Trump'ın ziyaret sonrasında Tayvan konusunda yaptığı açıklamalar da dikkat çekici. Washington'ın Tayvan dosyasında daha esnek davranabileceğine yönelik yorumlar güçlenmiş durumda. Bu da ABD'nin Çin'le yalnızca ekonomik değil, güvenlik merkezli daha geniş bir pazarlık yürüttüğünü düşündürüyor. Başka bir ifadeyle yeni denklemde ABD, Çin'i İran konusunda yanına çekebilmek için Tayvan meselesinde taviz vermeye hazırlanıyor.
HÜRMÜZ BOĞAZI KRİTİK BAŞLIK
Sürecin bir diğer önemli boyutu ise Hürmüz Boğazı. Çin, yıllık petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 55'ini Basra Körfezi'nden karşılıyor. Bu nedenle Hürmüz Boğazı'nın açık kalması Pekin açısından da hayati önem taşıyor. ABD de enerji akışının kesintiye uğramasını istemiyor. Bu nedenle Washington ile Pekin'in İran'ın bölgede daha agresif ve kontrolsüz bir güç haline gelmesini istememesi ortak çıkar noktası oluşturuyor. Dolayısıyla Hürmüz konusunda ABD-Çin uzlaşmasının İran'ın politikalarına karşıtlık üretmesi söz konusu.
RUSYA NEDEN FARKLI DÜŞÜNÜYOR
Ancak tabloya Rusya dahil olduğunda dengeler değişiyor. Moskova, ABD-İran geriliminin sürmesini kendi çıkarları açısından avantajlı görüyor. Çünkü artan petrol fiyatları Rus ekonomisini güçlendiriyor. Ayrıca İran'ın Batı'dan uzaklaşıp Moskova'ya daha bağımlı hale gelmesi Kremlin'in stratejik alanını genişletiyor. Bu nedenle Çin daha dengeli bir pozisyon ararken, Rusya'nın İran'a daha güçlü destek verme eğiliminde olduğu görülüyor. İran'ın zenginleştirdiği uranyumu Çin'e değil de Rusya'ya gönderme seçeneğini değerlendirdiğine yönelik açıklamalar da Tahran-Moskova hattındaki yakınlaşmanın derinleştiğini gösteriyor.

12