İran savaşı 23. gününe girerken sahadaki dinamiklerin önemli ölçüde değiştiğini görüyoruz. Başlangıçta lider kadroları ve kritik askeri unsurları hedef alan konvansiyonel saldırılar ön plandayken, bugün gelinen noktada çatışma uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşmüş durumda. Taraflar birbirlerine karşı kesin bir üstünlük sağlayabilmiş değil. ABD ve İsrail cephesinin bu gerçeği kabullendiği ve stratejilerini buna göre yeniden şekillendirdiği anlaşılıyor. İran'ın nükleer kapasitesini ve füze atma kabiliyetini sınırlamaya yönelik saldırılar sürerken, enerji tesisleri, su altyapısı ve askeri hedefler de sistematik biçimde vurulmaya devam ediyor.
İRAN'IN DEĞİŞEN FÜZE STRATEJİSİ
İran cephesinde de dikkat çekici bir değişim söz konusu. Füze saldırıları devam ediyor ancak yoğunlukta belirgin bir azalma var. Önceki günlerde tek seferde yüksek sayıda füze kullanılırken, artık daha küçük ölçekli fakat daha sık dalgalar halinde saldırılar gerçekleştiriliyor. Bu değişimin iki farklı anlamı olabilir: Ya İran'ın füze stoku ve üretim kapasitesi baskı altında, ya da Tahran yönetimi bilinçli bir şekilde uzun süreli savaşa hazırlık yaparak kaynaklarını daha kontrollü kullanmayı tercih ediyor. Önümüzdeki günler bu stratejinin gerçek nedenini daha net ortaya koyacaktır.
GERİ ADIM YOK, SAVAŞ UZAYACAK MI
Hem ABD-İsrail hattı hem de İran açısından geri adım sinyali bulunmuyor. Aksine, özellikle İsrail-ABD hattında daha geniş kapsamlı operasyonların hazırlıklarının yapıldığına dair işaretler artıyor. Bu da mevcut yıpratma savaşının ilerleyen günlerde daha büyük askeri hamlelere sahne olabileceğini gösteriyor. İran'ın yalnızca İsrail'i değil, bölgedeki ülkeleri ve ABD üslerini de hedef alması, çatışmanın coğrafi olarak genişleme potansiyelini koruduğunu ortaya koyuyor. Buna rağmen genel tablo, şimdilik kontrollü bir gerilim seviyesinde "stabil" bir yıpratma sürecine işaret ediyor.
KİM KAZANIRSA KAZANSIN RİSK BÜYÜK
Savaşın sonucuna dair iki temel senaryo öne çıkıyor. ABD ve İsrail hedeflerine ulaşırsa İran'ın iç istikrarsızlığa sürüklenmesi ihtimali doğabilir. Tersi durumda ise ABD ve İsrail'in bölgede güç kaybetmesi ve geri çekilmesi söz konusu olabilir. Ancak her iki senaryoda da ortak bir gerçek var: Orta Doğu'da ciddi güç boşlukları oluşacak. Bölge ülkeleri halihazırda ABD'nin güvenlik garantilerinin yeterli olmadığını görmüş durumda. Aynı şekilde İsrail'in provokatif hamlelerle gerilimi artırma eğilimi de bölge başkentlerinde dikkatle izleniyor.
PROVOKASYONLAR VE FIRSATLAR

5