7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke'de Türkiye-Suudi Arabistan ve Pakistan liderlerinin aynı safta cuma namazı kıldığı fotoğrafa sadece sembolik bir görüntü olarak bakmamak gerekiyor. Çünkü arkasında yıllara yayılan çok daha büyük bir stratejik mimari bulunuyor. Türkiye'nin askerî gücü, Suudi Arabistan'ın jeopolitik ağırlığı ve Pakistan'ın nükleer kapasitesi aynı stratejik eksende buluşuyor. Mekke'de ortaya çıkan yeni tablo yalnızca diplomatik bir yakınlaşmayı değil, Ortadoğu'da güç merkezinin yeniden şekillenmesini ifade ediyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında ortaya çıkan bu stratejik eksen, Ortadoğu'nun güvenliğinin artık bölge dışındaki güçler tarafından belirlenmeyeceği yeni bir dönemin habercisi niteliğinde.
PAKİSTAN'IN 8 BİN ASKERİ NEDEN ÖNEMLİ
17 Eylül 2025'te Suudi Arabistan ile Pakistan arasında imzalanan savunma ve işbirliği anlaşmasının ardından, 11 Nisan 2026'da Pakistan'ın 8 bin asker ve 16 savaş uçağını Suudi Arabistan'a konuşlandırması bu sürecin geçmiş kronolojisini de ortaya koyması bakımından önemli. 8 bin kişilik kuvvet küçümsenecek bir sayı değil. Modern savaş doktrininde iki tugay ölçeğindeki aktif muharip güç, sahada ciddi bir caydırıcılık anlamına geliyor. Türkiye'nin Suudi Arabistan ile geliştirdiği savunma sanayii ilişkileri de aynı fotoğrafın başka bir parçası. Özellikle Baykar üzerinden başlayan SİHA anlaşmaları, ortak üretim ve teknoloji transferi projeleri Ankara-Riyad hattını giderek güçlendirdi.
ORTA DOĞU'DA YENİ EKSEN
Asıl büyük resim burada başlıyor. 27 Eylül 2020'de başlayan 44 günlük Karabağ Savaşı'nın ardından 13 Ocak 2021'de Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan İslamabad Deklarasyonu'nu imzaladı. Ardından 15 Haziran 2021'de Türkiye ile Azerbaycan arasında Şuşa Beyannamesi geldi. İttifak anlaşmaları niteliğinde iki önemli anlaşma ile Azerbaycan-Türkiye-Pakistan arasında bir güvenlik kuşağı kurulmuştu. Böylece kuzey hattında Türkiye-Azerbaycan-Pakistan yakınlaşması güçlenirken, bugün Suudi Arabistan'ın da içinde bulunduğu ikinci ve çok daha geniş bir jeopolitik kuşak ortaya çıkıyor. Haritaya bakın. Doğuda nükleer güç Pakistan, merkezde Arap Yarımadası'nın jeopolitik ağırlık merkezi Suudi Arabistan ve kuzeyde başta savunma sanayii olmak üzere bölgenin en güçlü ülkesi Türkiye. İşte yeni Ortadoğu güvenlik mimarisinin omurgası burada şekilleniyor.
İSRAİL İÇİN CAYDIRICILIK
Bu mimarinin en önemli sonuçlarından biri İsrail açısından ortaya çıkacaktır. Çünkü parçalanmış, birbirinden koparılmış ve güvenliğini dış güçlere teslim etmiş bir Ortadoğu yerine kendi güvenlik mekanizmalarını oluşturan bölge devletlerinin ortaya çıkması İsrail'in hareket alanını daraltabilecek ve yayılmacı emellerini frenleyecek yeni bir denge oluşturacaktır. İran bakımından ise Mekke anlaşmasıyla İran'ın güvenlik kaygılarının tedricen azalacağı, aynı zamanda İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik tehdit üretme potansiyelinin düşeceği bir durum ortaya çıkabilir. Tehdit ve kaygı ortamının azaldığı bir ortamda doğal olarak Tahran'ın 1980'lerden itibaren geliştirdiği vekil güçler ve "Şii Hilali" merkezli bölgesel savunma stratejisi artık milli ordu temelli ülkesel konvansiyonel caydırıcılığa doğru evrilebilir. Önümüzdeki dönemde İran ve Mısır'ın da bu yeni denklemin ikinci halkasına yaklaşması şaşırtıcı olmayacaktır.

16