İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Batı Avrupa Savunma Örgütü olarak Avrupa'nın güvenlik mimarisini yeniden inşa etme arayışları, 4 Nisan 1949'da Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'nün (NATO) kurulmasıyla sonuçlandı. Başlangıçta Rusya baskısı nedeniyle ittifaka kabul edilmeyen Türkiye ise Kore Savaşı'ndan sonra 1952 yılında NATO'ya katıldı. O yıllarda Türkiye, Sovyet tehdidine karşı NATO'nun güneydoğu kanadını koruyan bir sınır ülkesi olarak görülüyordu. Bugün ise Karadeniz'den Akdeniz'e, Balkanlar'dan Kafkasya'ya, Ortadoğu'dan Afrika'ya kadar uzanan geniş jeopolitik havzada güvenlik denkleminin merkezindeki ülkelerden biridir.
Ankara Zirvesi tarihî
bir dönüm noktası mı
7-8 Temmuz 2026 tarihleri arasında Türkiye'nin başkenti Ankara'da düzenlenecek olan NATO Liderler Zirvesi, öncekilerden farklı olarak diplomatik bir toplantının çok ötesinde anlamlar taşımaktadır. Dünya, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana en karmaşık güvenlik ortamlarından birini yaşamaktadır. Ukrayna-Rusya savaşı Avrupa'nın güvenlik mimarisini temelden sarsarken, Gazze'de yaşanan insanlık trajedisi ve İsrail'in saldırgan tavrı Ortadoğu'daki istikrarsızlığı daha da artırmaktadır. İran merkezli krizler, enerji güvenliği sorunları, düzensiz göç hareketleri, siber saldırılar ve hibrit tehditler ise klasik güvenlik anlayışlarını yetersiz bırakmaktadır.
MSB'den önemli açıklama
Millî Savunma Bakanı Sayın Yaşar Güler'in NATO liderler zirvesi ile ilgili Brüksel'de yaptığı değerlendirmeler son derece önemli mesajlar içeriyor. Bakan Güler, "Ankara'da gerçekleştireceğimiz NATO Zirvesi'ni yalnızca bir liderler toplantısı olarak görmüyoruz." diyerek Türkiye'nin zirveye yüklediği stratejik anlamı gayet net bir şekilde ifade etti. Daha da önemlisi, "Bu zirvenin, NATO'nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığını ortaya koyacağı ve geleceğe yönelik stratejik yöneliminin şekilleneceği önemli bir dönüm noktası olacağını değerlendiriyoruz." sözleriyle Ankara Zirvesi'nin tarihî önemine vurgu yaptı. Aslında bu değerlendirme, NATO'nun önümüzdeki yıllardaki yol haritasını da özetlemektedir. Nitekim Bakan Güler'in "Konvansiyonel tehditlerin yanı sıra hibrit tehditler, siber saldırılar, terörizm, enerji güvenliği riskleri ve bölgesel istikrarsızlıklar güvenlik anlayışını yeniden şekillendirmektedir" tespiti son derece dikkat çekicidir. Çünkü ittifak, yeni tehditlere karşı yeni bir güvenlik anlayışı geliştirmeye çalışırken, bu dönüşümün tam merkezinde Türkiye'nin bulunduğu anlaşılmaktadır.

13