Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın üzerinden henüz iki ay bile geçmeden Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan Genelkurmay Başkanları acil koduyla 25 Eylül Cuma günü Riyad'da bir araya geldiler. Bu durum bir bakıma Mekke anlaşmasıyla ortaya konulan müşterek güvenlik iradesinin, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılara karşı verdiği ilk ciddi sınav anlamına da geliyor.
Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Sayın Selçuk Bayraktaroğlu, Pakistan Savunma Kuvvetleri ve Kara Kuvvetleri Komutanı Mareşal Syed Asim Munir ve Suudi Arabistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Fayyadh Bin Hamed Al-Ruwaili'nin katılımıyla gerçekleşen toplantı, ittifakın yüksek askeri düzeyde ilk toplantısı olması bakımından da son derece önemli.
Dikkati çeken diğer bir nokta ise Riyad'da kurulan masada dışişleri bakanları veya savunma bakanları değil de orduların komuta kademesinin olmasıdır. Siyasi irade zaten Mekke Anlaşması'yla ortaya kondu. Şimdi mesele, bu iradenin askerî alanda nasıl uygulanacağıdır. Kim, hangi kabiliyetle, nerede ve ne zaman ve nasıl katkı verecek Savunma nasıl koordine edilecek Riyad'daki görüşmenin önemini işte bu sorular belirliyor.
İTTİFAKIN İRADESİ
Toplantı sonrasında yapılan açıklamalara göre taraflar, ortak savunma taahhüdünü yineledi. Açıklamanın ağırlık merkezi, Mekke Anlaşması'ndaki taahhütleri etkin askerî işbirliğine dönüştürme iradesiydi. Zaten bir süredir hem Pakistan'ın hem de Türkiye'nin Suudi Arabistan'a muhtemelen Mekke Savunma Anlaşması kapsamında askeri malzeme gönderdiği biliniyor. Dolaysıyla toplantıda Suudi Arabistan'ın artan güvenlik kaygılarını giderebilmek ve ani güvenlik risklerini ortadan kaldırabilmek için birtakım planlamalar yapılmış olması son derece muhtemel görünüyor. Ancak ortak karargahların, müşterek birliklerin, lojistik depoların ve uyumlu muhabere sistemlerinin kurulması zaman ister. Bu ölçekte bir yapının tam anlamıyla oluşması için en az dört beş yıllık bir zamana ihtiyaç duyulacağı aşikar. Fakat tehdit beklemiyor. Bu yüzden Riyad toplantısını, henüz kuruluş aşamasındaki ittifakın mevcut imkanlarla nasıl hareket edebileceğine dair ilk ciddi askerî adım olarak da görülmelidir.
TÜRKİYE DENGEYİ DEĞİŞTİREBİLİR
Suudi Arabistan'ın Husilerin füze ve insansız hava aracı saldırılarına karşı asıl ihtiyacı yakın hava savunma sistemleri, karşı taarruz SİHA'ları, elektronik harp kabiliyeti, istihbarat ve bunların Suudi silahlı kuvvetleriyle koordinasyonun sağlanması şeklinde özetlenebilir.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, geçtiğimiz günlerde Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın özellikle teknik askerî ihtiyaçlarını karşılamaya hazır olduğunu belirtmesi de bu bakımdan son derece dikkat çekicidir. Bu açıklama, desteğin hangi yönde gelişebileceğine ilişkin önemli bir işaret veriyor. Türkiye'nin Suudi Arabistan'ı hava savunma sistemleri, insansız hava araçları, elektronik harp imkanları ve askerî uzmanlık gibi alanlarda desteklemesi beklenebilir. Böyle bir destek, Suudi Arabistan'ın hem savunma hem de taarruz kabiliyetini güçlendirebilir. Ancak Türkiye'nin bölgedeki çatışmaya doğrudan katılması veya Türk askerinin Husilere karşı bir kara harekatında yer alması pek muhtemel görünmüyor.

13