Macron'un Atina çıkışının perde arkası

25 Nisan 2026 Cumartesi günü Emmanuel Macron'un Atina'da Kyriakos Mitsotakis ile yaptığı söyleşi, Fransa'nın Doğu Akdeniz'de eski paradigmalarını sürdürmek niyetinde olduğunu bir kez daha gösterdi. Macron'un "Türkiye'den gelebilecek olası bir tehdit durumunda Yunanistan'ın yanında olacağız, burada olacağız. Fransa-Yunanistan ittifakı budur" sözleri, sadece diplomatik bir dayanışma cümlesi değil, Fransa'nın güvenlik başlığı altında Doğu Akdeniz'deki etkisini koruma çabası olarak yorumlandı. Ancak bu çıkışın arka planı, tek bir konuşmadan çok daha derin.

2021 ANLAŞMASI: SAVUNMADA YENİ BLOKLAŞMA

28 Eylül 2021'de imzalanan Fransa-Yunanistan Stratejik Savunma ve Güvenlik İş Birliği Anlaşması, iki ülke arasında kritik bir eşik oldu. Anlaşma yalnızca askeri işbirliği değil, karşılıklı savunma taahhüdü içeriyordu. Yani taraflardan biri saldırıya uğrarsa diğeri devreye girecekti. Bu adım, NATO şemsiyesi altında bile nadir görülen bir siyasi mesaj taşıyordu: Avrupa içinde yeni bir "özel güvenlik ekseni". Anlaşmanın hemen ardından Yunanistan'ın Fransa'dan 24 adet Rafale savaş uçağı alması dikkat çekti. Bu uçakların yaklaşık yarısının ikinci el olması ise hem ekonomik hem askeri çevrelerde tartışma yarattı. Ancak bu durum bir taraftan Fransa'nın savunma sanayii ihracat hamlesi olarak görülürken, diğer taraftan Doğu Akdeniz'de siyasi gerilim üzerinden oluşturulmak istenen bir silah pazarı anlamı da taşıyor.

KEŞMİR HATTI VE RAFALE TARTIŞMALARI

7 Mayıs 2025 tarihinde Hindistan ile Pakistan arasında Keşmir bölgesinde yaşanan gerilimde Pakistan Hava Kuvvetleri tarafından Hindistan'a ait beş adet Rafel uçağının düşürülmesi aynı zamanda Fransa üzerinde de şok etkisi yarattı. Bu durum Fransız savunma sanayiinin algısını olumsuz şekilde doğrudan etkileyen bir unsur haline geldi. Çünkü Fransız malı Rafel uçakları en önemli ihraç kalemlerinden biri. Dolayısıyla Yunanistan'ı Türkiye algısıyla köşeye sıkıştırıp Türk Silahlı Kuvvetleri karşısında adeta çöp olmuş Rafel savaş uçaklarını satmaya çalışmak sadece Macron'un kişiliğiyle açıklanabilecek bir durumdur.

SİLAH, SİYASET VE ALGI SAVAŞI

Fransa'nın Yunanistan üzerinden Doğu Akdeniz'de etkisini artırma çabası, yalnızca güvenlik politikası değil, aynı zamanda savunma ihracatı stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Güvenlik tehdidi söylemi büyüdükçe silahlanma eğilimi de artıyor. Ancak aynı zamanda sahada değişen bir gerçeklik var. Türkiye'nin insansız sistemler, füze teknolojileri ve radar kapasitesinde son yıllarda kaydettiği ilerleme, bölgesel güç dengelerini değiştirmiş durumda. Bu konuda bazı analizler önümüzdeki on yıllık dönemde savunma teknolojilerinde Avrupa'nın Türkiye'nin gerisinde kaldığını söylüyor. Türkiye artık ABD, Çin ve Rusya ile şekillenen küresel silah pazarı içinde yer alıyor ve bu şampiyonlar liginde Avrupa bulunmuyor. Dolayısıyla Fransa'nın Türk korkusu üzerinden Yunanistan'ı silah satarak kazıklamaya çalışması her geçen gün zorlaşıyor. Afrika'daki sömürgelerini Türkiye yüzünden büyük ölçüde kaybeden Macron'un bize karşı kuyruk acısı olması son derece normal ve anlaşılabilir bir durum. Ancak bir Türk atasözü der ki; "Korkunun ecele faydası yok". Demem o ki Fransa ve Yunanistan'a tavsiyem Türkiye ile iyi geçinsinler. Çünkü başka çareleri yok. Ege ve Akdeniz'de taktik durum üstünlüğünü elinde bulunduran Türk donanmasının yanı sıra hava üstünlüğüne sahip Türk Hava Kuvvetleri ile Türkiye'nin sahip olduğu milli güç kapasitesiyle artık hepsi birleşse bile baş edebilmeleri mümkün değildir.