Ankara, 7-8 Temmuz tarihlerinde NATO Liderler Zirvesi'ne ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, başkentin sokaklarında sadece diplomatik bir hareketlilik değil, yeni bir küresel güvenlik mimarisinin ayak sesleri de yankılanıyor. Eğer bu tarihi buluşmayı her yıl tekrarlanan rutin bir müttefikler toplantısı olarak okursak, dünyayı temelinden sarsan büyük jeopolitik depremleri ıskalamış oluruz. Çünkü Avrupa güvenlik mimarisinin köklerinden sarsıldığı, Ortadoğu'nun sıcak çatışmalarla alevlendiği ve büyük güçler arası rekabetin yepyeni bir safhaya taşındığı oldukça kritik bir dönemden geçiyoruz.
KÜRESEL KRİZLER VE DEĞİŞEN GÜVENLİK DENKLEMİ
Haritayı önümüze koyduğumuzda gördüğümüz tablo, coğrafyamızın küresel güvenlik denkleminde vazgeçilmez bir merkez olduğunu gösteriyor. Bir yanda dördüncü yılına giren ve Avrupa'nın güvenlik algısını değiştiren Rusya-Ukrayna Savaşı duruyor. Bu savaşla NATO'nun doğu kanadı tahkim edilirken, Karadeniz havzasının güvenliği çok daha hayati bir mesele haline geldi. Diğer yanda ise İsrail ile İran arasındaki doğrudan askeri çatışmaların yarattığı sarsıntı var. Bu tehlikeli gerilim, Ortadoğu dengelerini altüst etmekle kalmayıp, küresel ekonomi ve enerji arzı üzerinde de ağır baskı oluşturuyor. Karadeniz'den Ortadoğu'ya uzanan bu kriz hattının kalbindeki Türkiye, çatışmalara doğrudan taraf olmadan denge politikasını koruyabilen ender ülkelerdendir.
Türkiye'nin yürüttüğü bu özenli denge politikası tesadüfi bir başarının değil, ilmek ilmek dokunan bir diplomasinin ürünüdür. Ankara bir yandan NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip müttefiki olarak ittifakın kolektif savunmasına güçlü bir katkı sağlarken, diğer yandan kriz bölgelerinde diplomasi kanallarını sonuna kadar açık tutmayı başarmıştır. Tahıl Koridoru girişimi, esir takası süreçleri ve yürütülen yoğun bölgesel diplomasi trafiği, Türkiye'nin masadaki sadece askeri değil, diplomatik gücünü ve arabuluculuk kapasitesini de tüm dünyaya kanıtlamıştır. Her iki kriz bölgesine komşu olup savaşın dışında kalabilmek, ülkemizin sergilediği eşsiz bir ustalıktır.
NATO'NUN GELECEĞİ VE TÜRKİYE'YE DUYULAN İHTİYAÇ
Yaklaşan Ankara Zirvesi, sadece bu güncel krizlerin değil, NATO'nun kurumsal geleceği ve Türkiye'nin konumunun tanımlanacağı tarihi bir platform olacaktır. Bu zirve, yalnızca savunma planlarının ele alınacağı dar kapsamlı bir toplantı olmayacak; kriz yönetimi, savunma sanayii işbirlikleri, enerji güvenliği ve yeni jeostratejik dengelerin şekilleneceği geniş bir masa işlevi görecektir. Geldiğimiz bu noktada, NATO'nun Türkiye'ye duyduğu stratejik ihtiyacın artık her zamankinden daha açık bir biçimde hissedildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Son dönemdeki diplomatik temaslar ve lider açıklamaları, zirvenin merkezinde Türkiye'nin üstlendiği bu kritik rolün bulunduğuna açıkça işaret ediyor.

13