İran savaşında son perde ve genişleyen strateji

İran savaşı yirminci gününe girerken sahada yalnızca çatışmanın şiddeti değil, stratejik aklın yönü de değişiyor. Başlangıçta lider odaklı suikastlarla şekillenen süreç, bugün çok daha derin ve çok katmanlı bir mücadeleye evrilmiş durumda. Artık hedef yalnızca askeri kapasite değil; doğrudan rejimin toplumsal kontrol mekanizmaları ve ekonomik alt yapısı.

SUİKASTLARLA YENİ SAFHA

İran'da uzun yıllara yayılan yabancı istihbarat şebekelerinin etkisi bugünlerde her zamankinden daha fazla hissediliyor. 18 Mart'ta İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri, Besiç Güçleri Komutanı ve İstihbarat Bakanı gibi üç kritik ismin aynı gün içinde öldürülmesi, savaşta klasik askeri hedeflerin ötesine geçildiğini ve rejimin sinir uçlarına dokunulduğunu gösteriyor. Bu noktada amaç, yalnızca yönetimi zayıflatmak değil toplum ile rejim arasındaki bağları koparmak. İran'daki casus ağları ve sızmış unsurlar, dışarıdan yapılan saldırılardan daha büyük bir tehdit oluşturuyor. İletişim altyapısının büyük ölçüde kesildiği bir ortamda bile suikastların devam etmesi, İran'a sızmış ajan şebekelerinin aynı zamanda yüksek teknolojili iletişim cihazlarına da sahip olduklarını göstermesi bakımından önemli. Yapılan suikastların çoğunun radar güdümlü füzelerle gerçekleştirildiği de dikkate alınacak olursa casus ağlarının bu füzelere sinyal gönderebilecek çok sayıda düşük frekanslı vericilere sahip oldukları da anlaşılıyor. Hal böyle olunca bu yapıların ne kadar derin ve organize olduğun şimdilerde daha iyi anlaşılıyor. Bu durum, savaşın yalnızca sınırların ötesinde değil, ülkenin içinde de sürdüğünü gösteriyor. Modern savaş artık cephelerle sınırlı değil toplumun içine kadar yayılmış durumda.

ENERJİ CEPHESİ VE EKONOMİK BOĞMA STRATEJİSİ

Savaşın bir diğer boyutu ise enerji üzerinden yürütülüyor. Enerji tesislerine yönelik saldırılar, İran'ı ekonomik olarak zayıflatmayı hedefliyor. Bu strateji, askeri kapasiteyi doğrudan etkilemese bile orta vadede İran'ın savaşma gücünü ciddi şekilde aşındırabilir. İran ise bölgedeki diğer ülkelerin enerji altyapılarını hedef alarak küresel bir mesaj vermeye çalışıyor. "Eğer ben kaybedersem, herkes kaybeder" yaklaşımıyla hareket eden Tahran, gerekirse krizi bölgeselleştirebileceğini de gösteriyor.

KİM YÖNETİYOR BU SAVAŞI

Sahadaki gelişmeler, savaşın yönetiminde dikkat çekici bir gerçeği ortaya koyuyor: İnisiyatif büyük ölçüde İsrail'de. ABD ile zaman zaman farklılaşan yaklaşımlara rağmen, kritik hamlelerin çoğu savaşın dozunu artıracak şekilde İsrail tarafından atılıyor. Bu da savaşın kontrolsüz biçimde genişleme riskini beraberinde getiriyor. ABD çoğu zaman bu hamlelere doğrudan müdahale etmese de ortaya çıkan tablo, stratejik yönlendirmede belirleyici olanın İsrail olduğunu gösteriyor.