Doğu Akdeniz'de Libya'dan sonra Mısır

Millî Savunma Bakanlığı'nın 28 Ekim tarihli açıklamasında, Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması'nın 20 Ekim 2026'da Libya Temsilciler Meclisince onaylanması önemli bir gelişme olarak değerlendirdi. Mısır ile de karşılıklı menfaatler doğrultusunda benzer bir anlaşma imzalamaya hazır olduğumuz vurgulandı. Böyle bir anlaşmanın Mısır'a, Yunanistan ile yapabileceği muhtemel bir anlaşmaya kıyasla 15 bin kilometrekareden fazla deniz alanı kazandırabileceği belirtilerek Türkiye'nin meşru haklarını koruma ve bölgesel istikrara katkı sağlama iradesi yinelendi.

Bu açıklama son derece önemli ve içi doludur. Çünkü arkasında yıllara yayılan siyasi mücadele, diplomatik kararlılık ve askerî caydırıcılık bulunmaktadır. Bugünkü gelişmeleri anlamak için bu sürecin nasıl şekillendiğine bakmak gerekir.

SEVİLLA DAYATMASINA KARŞI TÜRKİYE

Yunanistan parayla yazdırdığı uyduruk Sevilla haritasıyla Meis Adası'nı esas alarak Türkiye'yi dar bir deniz alanına hapsetmek istedi. Türkiye'nin deniz yetki alanlarını yaklaşık beşte birine düşüren bu yaklaşım, Avrupa Birliği ve Amerika'nın desteğiyle ülkemize dayatılmaya çalışıldı.

Türkiye bunu kabul etmedi. 18 Mart 2019'da Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığı sınırlarını Birleşmiş Milletler'e bildirerek kayda geçirdi. Ardından 27 Kasım 2019'da Libya ile Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası imzalandı.

Bu tarihî anlaşma, doğu Akdeniz'de kıyısı bulunmayan Yunanistan'ın güneye sarkmasını önlediği gibi Türkiye'nin hak ve yetkilerini sınırlandırma girişimine karşı siyasi ve hukuki bariyer oluşturdu.

MISIR'IN 18. PARSEL MESAJI

Türkiye'nin adımları, o dönemde İsrail, Güney Kıbrıs, Yunanistan ve Mısır'ın oluşturduğu Türkiye karşıtı birlikteliğin hesaplarını da etkiledi. Çünkü Sevilla yaklaşımı, Mısır'ın da deniz alanı kaybetmesi anlamına geliyordu.

Mısır'ın 28 Şubat 2021'de ilan ettiği 18. parsel bu bakımdan önemliydi. Türkiye'nin bildirdiği kıta sahanlığı sınırlarını dikkate alan bu adımı, Kahire'nin Sevilla dayatmasını benimsemediğinin ve Türkiye'nin yaklaşımını zımnen gözettiğinin işareti olarak okumak lazım.

Sonraki dönemde ilişkilerin iyileşmesi, iki ülke orduları arasında gerçekleştirilen tatbikatlarla desteklendi. Böylece diplomatik yakınlaşmaya askerî ilişkilerdeki gelişme de eşlik etti.

BÖLGESEL GÜVENLİKTE YENİ DENGE

Bugün Mısır'ın İsrail kaynaklı güvenlik kaygıları, bu yakınlaşmanın önemini artırmaktadır. 3 gün önce İsrail Maliye Bakanı Smotrich'in İsrail'in Mısır'a saldırabileceğini ima eden açıklamaları ve Mısır Cumhurbaşkanı'nın saldırı karşısında ülkelerini koruyacaklarını vurgulaması, bölgedeki artan gerilimin yeni işaretleridir.

Tam böyle bir ortamda Millî Savunma Bakanlığımızın yaptığı çağrı tarihî önemdedir. Türkiye-Mısır iş- birliği, bölgede istikrarsızlık yaratan unsurlar karşısında denge ve durum üstünlüğü oluşturabilecek imkanlar sunmaktadır.