Geçtiğimiz günlerde Gölcük Denizaltı Filo Komutanlığı'nı ziyaret etme fırsatı buldum. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin denizaltı harp kabiliyetini yerinde görmek, yalnızca teknik bir inceleme değil; aynı zamanda Türkiye'nin denizlerde ulaştığı stratejik seviyeyi anlamak açısından da son derece önemliydi. Başta Denizaltı Filo Komutanlığı olmak üzere bütün personelimize teşekkür ediyorum. Denizaltıcılık, kamuoyunun çok fazla bilmediği ancak modern savaş konseptlerinde belirleyici rol oynayan kritik bir alan. Bir ülkenin denizaltı gücü, denizlerde hakimiyet sağlamasında en önemli kuvvet çarpanlarından biridir. Şunu açık şekilde ifade edebilirim: Türkiye'nin denizaltı harp kabiliyeti, denizlerdeki hak ve menfaatlerimizi koruyacak seviyenin çok ötesindedir. Hatta bilinenlerin ve tahmin edilenlerin ötesinde denizaltı harp kapasitesine sahip olduğumuzu görmek, açıkçası gurur vericiydi.
140 YILI AŞAN TECRÜBE
Türk denizaltıcılığının kökleri Osmanlı dönemine kadar uzanıyor. Alman denizaltılarıyla başlayan süreç; İngiliz ve Amerikan denizaltılarının kullanılması, ardından da bunların Türkiye'de inşa edilmesiyle gelişmiş. Bugün geldiğimiz noktada yaklaşık 140 yılı aşan bir denizaltı kullanma ve üretme kültüründen söz ediyoruz. Ay sınıfı, Preveze sınıfı, Gür sınıfı ve Reis sınıfı olmak üzere dört ana denizaltı grubuna sahibiz. Reis sınıfı denizaltıların inşası ve Milli Denizaltı Projesi ise halen devam ediyor. Hepsinin ortak noktaları Türk tersanelerinde, Türk mühendisleri tarafından inşa edilmiş olmaları.
Ziyaret ettiğim TCG Piri Reis, 2024 yılında Türk Deniz Kuvvetleri'ne teslim edilmiş son derece modern bir silah sistemi. TCG Piri Reis'te beni en çok etkileyen alanlardan biri komuta merkezi oldu. Tamamen dijital altyapıyla çalışan sistemler, sensörlerden gelen verileri anlık analiz ederek 70 metre uzunluğundaki 2050 tonluk çelik kütleyi su altında olağanüstü hassasiyetle yönetebiliyor. Daha da önemlisi, bu elektronik altyapının HAVELSAN ve ASELSAN ile diğer yerli firmalar tarafından geliştirilmiş olması. Yani yalnızca platform değil, sistemlerin tamamı yerli ve milli. Torpido bölümünde ise Türk yapımı AKYA torpidolarını ve ATMACA sistemlerini görmek ayrıca gurur vericiydi. Bu kabiliyetler sayesinde gemi komutanları, devasa bir denizaltıyı adeta bir piyade tüfeği çevikliğinde kullanabilecek yeteneğe sahipler.
SESSİZ, GÖRÜNMEYEN VE ÖLÜMCÜL
Denizaltılarımız yaklaşık 50 gün boyunca liman desteği almadan ve 22 bin kilometrenin üzerinde bir menzille görev icra edebiliyorlar. Bünyelerindeki havadan bağımsız tahrik sistemi sayesinde su yüzeyine çıkmadan çok daha uzun süre denizaltında kalabiliyorlar. Yaklaşık 40 kilometre hızla su altında hareket edebilen, 400 metrenin üzerinde dalış kapasitesine sahip bu platformlar; mayın dökme, özel kuvvet harekatı, keşif-gözetleme, su üstü harbi ve karaya füze taarruzu gibi çok geniş görev yelpazesine sahip. Özellikle sualtı taarruz timlerinin yani SAT komandolarının 40-50 metre derinlikte, gecenin karanlığında, soğuk deniz şartlarında denizaltıdan çıkarak su üstündeki düşman hedeflerine özel operasyon icra edip yeniden su altına dalarak denizaltıya dönebilmesi, dünyada çok az ülkenin sahip olduğu bir kabiliyet.

4