Darbe mi kalkışma mı

15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan hadiseyi yalnızca "darbe girişimi" olarak tanımlamak, olayı basite indirgemek olur. Klasik anlamda darbe; mevcut siyasi iktidarın silahlı güç kullanılarak devrilmesi ve yönetimin ele geçirilmesidir. Oysa 15 Temmuz'da yalnızca hükümeti değiştirmek değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin anayasal düzenini ortadan kaldırmak ve ülkenin üniter yapısını tasfiye etmek amaçlanıyordu. Bu nedenle 15 Temmuz'u, emperyalist güçlerin desteğini alan FETÖ yapılanmasının gerçekleştirmeye çalıştığı silahlı bir kalkışma olarak değerlendirmek daha doğru olur.

O GECE

Nitekim o gece TBMM bombalandı, Cumhurbaşkanına suikast girişiminde bulunuldu, Emniyet Genel Müdürlüğü, MİT Başkanlığı, Özel Kuvvetler Komutanlığı ve birçok kritik devlet kurumu hedef alındı. Bunların hiçbiri klasik bir darbenin olağan unsurları değildi; devletin bütün sinir uçları aynı anda vurulmaya çalışıldı. Daha sonra yürütülen soruşturmalar da yalnızca Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde değil; yargıda, emniyette, bürokraside, eğitimde, sivil toplum kuruluşlarında ve farklı kamu kurumlarında örgütlenmiş geniş bir yapılanmanın bu kalkışmaya katıldığı ortaya çıkarıldı.

BAŞARILI OLSALARDI NE OLACAKTI

FETÖ silahlı kalkışmasının başarılı olması halinde amaç yalnızca iktidarın el değiştirmesi değildi. Türkiye'nin üniter devlet yapısının sona erdirilmesi, İstanbul'da Vatikan benzeri özerk bir yapının oluşturulması, Anadolu'nun ise çok sayıda küçük eyaletlere ayrılması planlanmıştı. Böylece tek bayrak altında yaşayan Türkiye yerine, parçalanmış ve dış müdahalelere açık çok sayıda zayıf yapıların oluşturulmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca PKK ve DEAŞ gibi terör örgütlerinin de bu kalkışmada kullanılarak uluslararası koordinasyonla Türkiye'de yeni fiili alanlar oluşturmasının planlandığı öğrenilmiştir. Dolayısıyla meselenin yalnızca bir hükümet değişikliği değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tarih sahnesinden silinmesi olduğu görülmektedir.

MİLLET ATEŞ ÇEMBERİNİ DOKUZ SAATTE AŞTI

15 Temmuz, Türk siyasi tarihinin en kritik dönüm noktalarından biridir. Türkiye, o gece adeta bir ateş çukurunun kenarından döndü. İlk büyük kırılma, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nde yaşandı. Tankların önüne çıkan vatandaşlar, keskin nişancı ateşine rağmen geri çekilmedi. Burada 34 vatandaşımız şehit düştü; ancak millet iradesinden vazgeçmedi. İkinci ve belki de en kritik dönüm noktası ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Marmaris'ten İstanbul'a dönme kararıydı. Ciddi tehdit altında olmasına rağmen ailesiyle birlikte ölümü göze alarak İstanbul'a gelmesi, liderlik açısından belirleyici bir eşik oluşturdu. O andan itibaren lider ile millet aynı hedef etrafında birleşti ve kalkışmanın seyri değişti. Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda Ömer Halisdemir'in canı pahasına gösterdiği direniş ise kalkışmanın durdurulmasında tarihe geçen fedakarlıklardan biri oldu.