Bir müzenin hafızasında Türkiye

10 Ağustos Pazartesi günü Türk savunma sanayisinin kalbi sayılabilecek çok özel bir yere gittik. Makine ve Kimya Endüstrisi'nin Ankara'daki İmalat-ı Harbiye Müzesi'ne.

Burası sıradan bir müze değil. Koridorlarında dolaşırken aslında Türk milletinin yaklaşık bir buçuk asırlık savunma, savaş ve bağımsızlık hafızasının içerisinde yürüyorsunuz.

1890'lı yıllarda Osmanlı ordusunda kullanılan yabancı üretim toplardan, 1930'lu yıllarda yerli imkanlarla üretilen sistemlere uzanan bu tarih bize çok önemli bir gerçeği anlatıyor.

Savunma sanayisinde bağımsızlık bir tercih değil, devletlerin varlığını sürdürebilmesinin temel şartlarından biridir.

ATATÜRK'TEN ÖNEMLİ BAĞIŞ

Müzede beni en fazla etkileyen belgelerden biri Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yaptığı arazi bağışına ilişkin belge oldu. Atatürk, 7 Şubat 1936'da şahsına ait 600 bin metrekarelik araziyi savunma sanayisi tesisleri kurulması şartıyla Hazine'ye bağışlıyor. Bugünkü MKE Genel Müdürlüğü yerleşkesinin temellerinin oluşmasında da bu tarihi adımın önemli bir yeri bulunuyor. Yani Atatürk yalnızca savaş meydanlarında bağımsızlığı kazanan bir komutan değildi. O bağımsızlığın sürdürülebilmesi için Türkiye'nin kendi silahını ve mühimmatını üretebilmesi gerektiğini de görüyordu.

BİR KOVAN KAÇ DEFA SAVAŞIR

Müzede beni asıl durduran bölüm ise Gazi Kovan oldu.

Kurtuluş Savaşı'nın yokluk yıllarını düşünün...

Mühimmat sınırlı. Sanayi altyapısı yetersiz. Para yok. Malzeme yok.

Ama mücadeleden vazgeçmek de yok.

Cephede kullanılan top mühimmatlarının boş kovanları toplanıyor, yeniden atölyelere gönderiliyor, dolduruluyor ve tekrar cepheye sevk ediliyor.

İşte Gazi Kovan bu dönemin yaşayan tanıklarından biri.

Müzedeki bu kovanın hikayesine ilişkin aktarımlara göre kovan, Birinci İnönü Muharebesi'nden itibaren yaklaşık bir buçuk yıl içerisinde sekiz kez yeniden doldurularak toplam dokuz defa kullanılıyor.

Düşünebiliyor musunuz

Bugün tek kullanımlık akıllı mühimmatlardan, hassas güdüm sistemlerinden, seyir füzelerinden konuşuyoruz. O gün ise cepheden dönen bir top kovanı bile tekrar doldurulup yeniden savaşın içine sokuluyordu.

Çünkü elde başka imkan yoktu.

KOVANIN ÜZERİNDEKİ İSİMLER

Hikayenin insani tarafı ise çok daha çarpıcı.

Kovanın üzerinde onu kullanan yedi Mehmetçiğin ismi yazıyor.

Cepheden İmalat-ı Harbiye'ye ulaşan bu kovanlar böylece yalnızca mühimmat parçası olmaktan çıkıyor; aynı zamanda cephedeki askerle gerideki insanlar arasında adeta bir haberleşme aracına dönüşüyor.

Bir isim bazen şu anlama geliyor:

"Ben hala cephedeyim ve savaşıyorum."