Yazarın temel iddiası, 21 Nisan ateşkesinin gerçek bir barış arayışı değil, kontrollü bir yıpratma süreci olduğudur. Bu iddiayı, ateşkes sonrasında devam eden Hürmüz Boğazı ablukası, İran'ın petrol ihracatının kesilmesi ve ABD'nin eşzamanlı askeri-ekonomik-enerji stratejisini ortaya koyarak güçlendirir. Yazının kalbindeki kilit argüman, savaşın sadece askeri değil, ekonomik baskı ve enerji diplomasisi aracılığıyla şekil değiştirdiğidir; ama bu analiz, İran'ın aktif direniş kapasitesi ve diğer bölgesel aktörlerin rol oynadığı senaryoları yeterince göz önüne alıyor mu?
ABD tarafından 21 Nisan'da ateşkesin süresiz şekilde uzatılması, ilk bakışta çatışmaları durdurmaya yönelik bir adım gibi görünse de sahadaki gelişmeler bunun çok daha farklı bir anlama geldiğini ortaya koyuyor. Pakistan'da yapılması planlanan görüşmelerin gerçekleşmemesi, tarafların mevcut pozisyonlarını koruması ve özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki ablukanın devam etmesi, bu sürecin bir barış arayışından çok stratejik bir geçiş dönemi olduğunu gösteriyor. Planlar değişti28 Şubat'ta başlayan 40 günlük savaş süreci, öngörülen lider odaklı ve sınırlı askeri planın beklenen sonucu vermediğini ortaya koydu. Bu mahdut hedefli planın lojistik desteği de zaten sınırlı olarak planlandığından yaklaşık 40 gün sürdürülebildi. Ancak şimdilerde ABD'nin daha geniş kapsamlı ve çok katmanlı yeni bir savaş planı hazırladığı anlaşılıyor. Bu yeni plan yalnızca askeri unsurları değil, ekonomik tedbirleri, İran'a yönelik baskıyı ve hatta küresel enerji ekopolitiğini regüle etmeyi kapsayan çok boyutlu bir çerçeveye oturuyor. Ateşkesin perde arkası:
Stratejik yığınaklanma Ateşkes süresinin uzatılmasında iki temel hedef öne çıkıyor. Birincisi gerekli askeri yığınaklanmanın tamamlanması, ikincisi ise İran'ın ekonomik olarak daha da zayıflatılması ve içerideki ekonomik yoksunluğun derinleştirilmesidir. Bu yönüyle ateşkes, sahadaki çatışmayı durdururken baskıyı farklı araçlarla artıran bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. Ve böylece ABD'nin bu süreyi hem askeri hazırlıklarını tamamlamak hem de süreci kendi lehine şekillendirmek için kullandığı görülüyor. Abluka: Ekonomik
ve sosyolojik savaş ABD'nin uyguladığı abluka, klasik bir deniz kontrolünden çok daha fazlasını ifade ediyor. 40 günlük savaş boyunca İran limanlarından yaklaşık 60 milyon varil petrol ihraç edildiği, bunun yaklaşık 54 milyon varilinin Çin'e gittiği biliniyor. Ancak 9 Nisan'dan sonra bu akışın tamamen kesildiği görülüyor. Bu çerçevede ablukanın üç temel amacı olduğu anlaşılıyor. İlk olarak İran'ın petrol gelirini keserek ekonomik kapasitesini zayıflatmak, ikinci olarak temel ihtiyaç maddelerinin İran'a girişini engelleyerek halkın direncini zayıflatmak, üçüncü olarak ise Çin'in enerji tedarikini engellemek. Çünkü Çin enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde yirmisini İran'dan karşılıyor ve bu da Çin'in yıllık ekonomik büyümesinin yaklaşık yüzde birine tekabül ediyor. Dolayısıyla Hürmüz'deki ABD ablukası sadece İran'a değil aynı zamanda Çin'e yönelik stratejik bir hamle olarak da okunmalıdır. Enerji ekopolitiği: Savaşın görünmeyen cephesiTüm bu gelişmeler yaşanırken petrol fiyatlarının beklenenin aksine astronomik seviyelere çıkmaması dikkat çekici bir durumdur. Fiyatların yaklaşık yüz dolar seviyesinde sabit tutulması, küresel enerji arzının alternatif kaynaklarla dengelendiğini gösteriyor. Savaş süresince ABD'nin hem kendi kaynaklarından hem de Venezuela üzerinden dünya piyasalarına daha fazla petrol sunduğu tanker gemilerinin trafik rotalarından anlaşılıyor. Bu durum, Basra Körfezi kaynaklı arzın azalmasının küresel kriz yaratmasını önlemek için oluşturulmuş yeni enerji stratejisinin devrede olduğunu ortaya koyuyor. Yani askeri hazırlıkların yanında ekonomik ve enerji temelli bir hazırlıklar da eşzamanlı yürütülüyor. Ateşkes değil,

4