İsrail ile Yunanistan arasında imzalanan yaklaşık 3 milyar avroluk hava savunma anlaşması, Atina ve Tel Aviv medyasında büyük bir gövde gösterisine dönüştürüldü. SPYDER, BARAK MX ve Davut'un Sapanı sistemlerinden oluşacak çok katmanlı yapıya "Aşil Kalkanı" adı veriliyor.
Ancak meseleye propaganda penceresinden değil de Ege'nin coğrafyası, sistemlerin kapasitesi ve Türkiye'nin askerî gücü üzerinden bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkıyor.
EGE BİRKAÇ BATARYAYLA KAPATILAMAZ
Ege Denizi yaklaşık 214 bin kilometrekarelik bir alana ve 3 bine yakın ada, adacık ve kayalığa sahip. Kuzey-güney hattının uzunluğu yaklaşık 650 kilometreyi buluyor. Böylesine geniş, parçalı ve denizle bölünmüş bir coğrafyayı birkaç radar ve füze bataryasıyla kapatmak kolay değildir.
Aşil Kalkanı'nın yaklaşık üç yıl içinde kurulması planlanıyor. Oysa üç yıl sonra Türkiye'nin hava savunması, insansız sistemleri, elektronik harp kapasitesi ve uzun menzilli vuruş kabiliyeti bugünkünden çok daha ileri bir seviyeye ulaşacaktır. Yunanistan'ın bugünkü tehdit değerlendirmesiyle hadi kurdu diyelim bu sistem, faaliyete geçtiğinde yeni bir askerî denklemle karşılaşacaktır.
Alt katmanda SPYDER sistemleriyle insansız hava araçları, helikopterler ve alçaktan uçan hedeflerin önlenmesi amaçlanıyor. Diğer katmanlarda BARAK MX ile Davut'un Sapanı bulunuyor. Kağıt üzerinde etkileyici görünen bu yapı; gerçek çatışmada mühimmat stoku, radarların devamlılığı, komuta-kontrol bağlantıları ve ikmal kapasitesi kadar güçlüdür.
Türkiye'nin farklı sınıflardaki insansız hava araçları, seyir füzeleri, elektronik harp unsurları ve diğer taarruz vasıtaları düşünüldüğünde birkaç bataryanın aşılması imkansız bir duvar meydana getirmesi beklenemez. İsrail'in demir kubbesi İran karşısında delik deşik olmuşken Ege'deki olası Aşil Kalkanı Türkiye karşısında çok kısa sürede yerle bir olur.
ADALAR SİLAH DEPOSUNA DÖNÜŞTÜRÜLEMEZ
Meselenin önemli bir hukuki boyutu da bulunuyor. Uluslararası antlaşmalarla aidiyeti belli olmayan ve gayri askerî statü verilen adalara yeni füze, radar ve askerî tesislerin yerleştirilmesi, Ege'deki anlaşmazlıkları daha da tehlikeli bir noktaya taşır.
Böyle bir adım Türkiye'nin itirazlarını ve karşı tedbirlerini uluslararası hukuk bakımından daha güçlü hale getirir. "Türkiye mutlaka müdahale eder" demiyorum. Ancak Yunanistan'ın antlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmesi, Türkiye açısından yeni hukuki ve askerî seçeneklerin tartışılmasına zemin hazırlar ve olası karşı tedbirleri meşru hale getirir.
Üstelik küçük adalara radar, füze lançeri ve komuta merkezi yığmak savunmayı her zaman güçlendirmez. Bazen kolay tespit edilen ve lojistik açıdan desteklenmesi zor hedefler meydana getirir. Adalara devamlı mühimmat, personel ve yedek parça ulaştırmak; sistemler arasındaki bağlantıyı yoğun elektronik harp altında sürdürmek son derece güçtür.

15