ABD'nin son savunma hattı

Maduro olayı bir ülke meselesi değil, bir sistem alarmıdır. Bugün Venezuela'da yaşananlar sadece Caracas'taki iktidar mücadelesi olarak okunamaz. Bu hadise aslında 2. Dünya Savaşı sonrasında kurulan küresel düzenin iflas ettiğini gösteren ciddi bir uyarıdır. Küresel siyasal sistemin çökmesi nedeniyle uzun süredir biriken istikrarsızlık, nihayet somut ve sarsıcı kopuşlara dönüşmüştür ve devamı gelecek gibi görünmektedir. Bu noktada Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ın dünya beşten büyüktür sözü boşuna değildi. Bugün Birleşmiş Milletler'den NATO'ya, Avrupa Birliği'nden bölgesel örgütlere kadar pek çok yapı "içi boş bir teneke" gibi ses vermektedir. Kağıt üzerinde huzur ve güvenliği sağlamakla görevli bu küresel yapılar çok uzun süredir sahada barışı ve istikrarı sağlamak yerine sömürgeci güçlerin çıkarlarını gerçekleştiren araçlara dönüştüler.

ÇÖKEN SİSTEM, YAŞANAN KOPUŞLAR

Birinci ve ikinci dünya savaşlarının asıl nedeni olan küresel sermayenin paylaşım sorunu günümüzde de benzer şekilde istikrarsızlık ve kaos üretiyor. Soğuk Savaş boyunca Batı ve Doğu blokları arasındaki denge yaklaşık 45 yıl sürdü. Ancak 2000'li yıllarla birlikte üretim üssü Batı'dan Çin ve Uzakdoğu Asya'ya kaydı. Önce düşük teknolojili, yüksek hacimli üretimle başlayan süreç; zamanla yüksek katma değerli ürünlere evrildi. Bu kayma, yalnızca fabrikaların yer değiştirmesi değil, küresel sermayenin yön değiştirmesiydi. ABD'nin devasa bütçe açığı kartopu gibi büyürken dünyada dolara olan bağımlığın azalması Amerika'nın hegomonik gücünü her geçen gün daha da sınırlandırıyor. Hegemonik güç zayıfladıkça emperyalist sömürgeci refleksler devreye giriyor, haydutluk artık dünyada kol geziyor. Yani kendi borcunu, başkasının kaynaklarına el koyarak telafi etme yöntemi işletiliyor.

İKİNCİ SAVUNMA HATTI KURULUYOR

Finlandiya-Girit hattından sonra Grönland-Venezuela hattı... Bu iki çizgi arasındaki fark, küresel sistemin geldiği noktayı net biçimde gösteriyor. Artık merkezler kayıyor, ittifaklar sertleşiyor, müdahaleler daha pervasız hale geliyor. Venezuela'daki gelişmeler, bu yeni türbülansın ilk güçlü rüzgarıdır. Obama ve Biden dönemlerinde Avrupa hattında bir savunma cephesi kurulmaya çalışıldı. NATO genişletildi, askeri yığınaklar yapıldı. Ama bu hat, ABD'nin ekonomik ve stratejik açığını kapatmaya yetmedi. Artık Avrupa, Ortadoğu ve Uzakdoğu Asya cephelerinde tutunamayacağını anlayan ABD, Kuzey ve Güney Amerika kıtasında yeni bir savunma cephesi inşa etmeye başladı. İşte bu noktada Grönland'dan başlayıp Venezuela'ya uzanan yeni bir hat ortaya çıktı. Kanada, Meksika, Panama, Nikaragua, Kolombiya ve Venezuela... Bu zincirin ilk halkasında yaşanan sarsıntı, Maduro olayıyla kendini gösterdi. Elbette Venezuela'nın enerji kaynakları iştah kabartıyor ancak meseleyi yalnızca petrol ve doğalgaz üzerinden okumak eksik kalır. Asıl amaç ABD'nin kendi hinterlandını tahkim etmesidir. Avrasya'dan geri çekilmenin oluşturacağı hegemonik boşluğu rakiplerine bırakmamak için ABD "son savunma hattı"nı kendi kıtasında kuruyor. Bu, aynı zamanda Çin ve Rusya'ya karşı zaman kazanma hamlesidir. Çünkü küresel sistem boşluk kabul etmez. ABD'nin çekildiği alanları, er ya da geç başka güçler doldurur. Bu yüzden Washington, bahçesinin çitlerini yükseltiyor, D.Trump kendi bahçesine mevzi kazıyor.