2025 yılında Türk savunma sanayii

2025 yılı, Türk savunma sanayii açısından yalnızca yeni platformların envantere girdiği bir yıl değil yüksek yoğunluklu savaş senaryolarının yeniden yazıldığı bir dönüm noktası oldu. Bu yılın en ayırt edici özelliği, tekil sistem başarılarının ötesine geçilerek menzil, sensör, mühimmat ve otonominin aynı denklemde birleştirilmesi ve böylece Türkiye'nin artık caydırıcılığı mühendislik düzeyinde tasarlayan ülkelerden biri haline gelmiş olmasıdır.

TAYFUN İLE STRATEJİK EŞİK AŞILDI

Bu dönüşümün en net göstergelerinden biri, TAYFUN balistik füzesinde ortaya çıktı. 2025 itibarıyla TAYFUN'un 1800 kilometre menzile ulaşması, Türkiye'yi yalnızca bölgesel değil, stratejik derinlikte caydırıcılık üretebilen ülkeler ligine taşıdı. Bu menzil, TAYFUN'u klasik taktik balistik füze kategorisinin dışına çıkararak, kritik askeri ve stratejik hedefleri savaşın çok erken safhasında baskı altına alabilecek bir konuma yerleştiriyor. Daha da önemlisi, bu kapasite herhangi bir dış tedarik zincirine bağlı olmadan, tamamen milli bir füze ekosistemi içinde elde edildi. Ayrıca Tayfun Blok-4 Hipersonik füzesi yaklaşık 7 Mach hızlarda radarda görünmeyen Türkiye'nin ilk füzesi olma özelliği taşıyor.

İNSANSIZ HAVA SAVAŞINDA EN ÜST SEVİYE

2025'in asıl kırılma noktası ise havada yaşandı. Bayraktar KIZILELMA, artık yalnızca bir "insansız savaş uçağı" değil, hava üstünlüğü mücadelesinin aktif bir unsuru olarak konumlandı. Radar güdümlü GÖKDOĞAN füzesiyle donatılan KIZILELMA'lar, MURAD AESA 100 radarı sayesinde uzun menzilli hava hedeflerini tespit, takip ve angaje edebilecek bir seviyeye ulaştı. Bu noktada asıl kritik unsur, tek bir platformun kabiliyeti değil; sürü (swarm) konsepti oldu. MURAD AESA radarlarının ağ merkezli çalışmasıyla, birden fazla KIZILELMA'nın sensör verilerini paylaşarak hareket etmesi, düşük görünürlüklü hava araçlarının dahi tespit edilebilmesini mümkün kılan bir tablo ortaya koydu. Radar, veri bağı ve yapay zeka destekli görev paylaşımı birleştiğinde, KIZILELMA-GÖKDOĞAN-MURAD üçlüsü, F-35 savaş uçaklarına karşı asimetrik ama son derece tehlikeli bir angajman mimarisi oluşturdu. Bu, klasik anlamda "uçak-uçak" rekabetinden ziyade, algoritma-algoritma mücadelesine işaret ediyor.

HAVA HARBİNDE KONSEPT DEĞİŞİMİ

2025 itibarıyla Türkiye, hava harbinde üstünlüğü sayı, ağ ve otonomi avantajına dayandıran bir yaklaşımı sahada başarıyla uyguladı. Sürü halinde görev yapan KIZILELMA'lar artık tek bir insanlı savaş uçağının taşıyabileceğinden çok daha fazla sensör ve mühimmat bilgisini ortak bir havuzda birleştirerek hareket edebiliyor. Bu dönüşüm yalnızca hava sahasıyla sınırlı kalmadı.