Yemekten sonra koltuğa oturup televizyonu açmak, telefonun başına geçmek, belki biraz uzanmak, özellikle akşam yemeğinden sonra çoğumuzun ritüeli böyle.
Oysa sofradan kalktıktan sonra yapacağımız 10-15 dakikalık çok hafif tempoda ve keyifli bir yürüyüş, sandığımızdan çok daha değerli olabilir.
Üstelik bunun için spor salonuna gitmek, terlemek, nefes nefese kalmak ya da kendimizi zorlamak gerekmiyor. Sadece yürümek yeterli. Hem de öyle hızlı hızlı değil. Keyifli, rahat, konuşabileceğiniz bir tempoda.
Çünkü yemek sonrasında vücudumuzun ihtiyacı çoğu zaman daha fazla efor değil, hafif bir hareket.
Yemekten sonra kanşekerimize ne olur
Yemek yediğimizde özellikle karbonhidrat içeren besinlerin sindirilmesiyle glikoz kana geçmeye başlar. Bunun üzerine pankreas insülin salgılar ve glikozun hücrelere alınmasını sağlar.
Ancak yemek sonrası dönemde kan şekeri doğal olarak yükselir. Özellikle büyük porsiyonlu, karbonhidrat ve rafine şeker içeriği yüksek öğünlerde bu yükseliş daha belirgin olabilir.
İşte tam bu sırada yapacağımız kısa bir yürüyüşün önemi ortaya çıkar. Çünkü yürüten kaslarımız enerjiye ihtiyaç duyar ve kandaki glikozu kullanmaya başlar. Üstelik kas hücrelerinin glikoz alımı yalnızca insüline bağımlı değildir. İnsülininden bağımsız mekanizmalarla glikozun hücre içine alınmasını artırabilir. Böylece yemek sonrası kan şekerindeki yükseliş daha sınırlı olur.
Yani yemekten sonra yürümek, kandaki fazla şekere, "Gel, seni biraz enerji olarak kullanalım" der.
Peki ya sindirim
"Yemekten sonra hareket etmeyin, bütün kan sindirim sistemine gitmeli" şeklinde anlatılan klasik görüş biraz değişti. Yemek yedikten sonra sindirim sistemi gerçekten daha fazla kan akımına ihtiyaç duyar. Ancak hafif bir yürüyüş, sağlıklı bir kişide sindirimi bozacak şekilde kanı bir anda mideden çekip kaslara gönderen bir olay değildir. Tabi dolu bir mideyle koşuya çıkmak, yüksek tempolu antrenman yapmak veya ağırlık kaldırmaktan bahsetmiyoruz.

11