Yapay zekâ çağında sağlık

Sabah kalkıyoruz, telefonumuz uyku kalitemizi analiz etmiş oluyor. Gün içinde attığımız adımlar sayılıyor, kalp ritmimiz ölçülüyor, hatta ruh hâlimiz bile algoritmalar tarafından tahmin edilmeye çalışılıyor. Bir zamanlar sadece doktorların sezgisine ve deneyimine bırakılan sağlık takibi, bugün büyük ölçüde teknoloji şirketlerinin geliştirdiği sistemlere emanet ediliyor. Bu konudaki büyük şirketlerin sağlık alanına yaptığı yatırımlar, bu dönüşümün ne kadar hızlı ve derin olduğunu açıkça gösteriyor.

Peki, gerçekten daha sağlıklı mı oluyoruz

Yapay zekâ destekli sistemler hastalıkları erken teşhis etme konusunda insanlık tarihinin belki de en büyük sıçramasını vadediyor. Kanserin erken evrede yakalanması, kalp krizinin önceden tahmin edilmesi ya da genetik risklerin analiz edilmesi artık bilim kurgu değil. Ancak burada sormamız gereken kritik bir soru var: Sağlığı ölçülebilir veriler toplamına indirgediğimizde, insanı da indirgemiş olmuyor muyuz

Çünkü sağlık yalnızca sayılardan ibaret değildir. Bir insanın iyi oluş hâli, stresle başa çıkabilmesi, sosyal ilişkileri, yalnızlık hissi, umutları ve korkularıyla bir bütündür. Oysa algoritmalar henüz bir hastanın gözlerindeki endişeyi, ses tonundaki kırılganlığı ya da "İyi değilim ama anlatamıyorum" hâlini tam anlamıyla okuyamaz.

Daha da önemlisi, bu teknolojiler bizi gerçekten iyileştiriyor mu, yoksa sürekli iyileşmesi gereken bireyler hâline mi getiriyor Her gün kaç adım attığımızı bilmek, kalp ritmimizi anbean izlemek, uyku kalitemizi puanlamak… Tüm bunlar sağlıklı yaşamı teşvik etmek yerine, zamanla görünmez bir baskıya dönüşebilir. İnsan, farkında olmadan kendi bedeninin gardiyanı hâline gelebilir.Bir başka mesele de güven meselesi. Sağlık verilerimiz, belki de sahip olduğumuz en mahrem bilgiler. Bu verilerin kimlerin elinde olduğu, nasıl kullanıldığı ve ne kadar korunduğu soruları henüz tam anlamıyla cevaplanabilmiş değil. Teknoloji ilerlerken etik tartışmaların aynı hızda ilerleyememesi, geleceğin en büyük risklerinden biri olabilir.Ama tüm bu eleştiriler, yapay zekâyı reddetmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. Aksine, bu teknolojiler doğru kullanıldığında sağlık hizmetlerini daha erişilebilir, daha hızlı ve daha etkili hâle getirebilir. Belki de asıl mesele, dengeyi kurabilmekte yatıyor: Teknolojinin sunduğu kolaylıkları kabul ederken, insan olmanın karmaşıklığını unutmamak.