Unutkanlığın ardındaki sessiz gerçek: Tip 3 Diyabet

Uzun yıllar boyunca diyabet denildiğinde akla yalnızca kan şekeri geldi. İnsanlar diyabeti, insülin, tatlı tüketimi ve pankreasla ilgili bir hastalık olarak düşündü. Alzheimer ise tamamen farklı bir dünyanın hastalığıydı, yaşlılıkla, unutkanlıkla ve beynin yavaş yavaş karanlığa gömülmesiyle ilgiliydi.

Fakat son yıllarda bilim dünyasında dikkat çekici bir tartışma büyüyor. Bazı araştırmacılar, Alzheimer hastalığını artık yalnızca nörolojik bir sorun olarak görmüyor. Çünkü ortaya çıkan veriler, beynin şeker metabolizmasıyla Alzheimer arasında güçlü bir ilişki olabileceğini düşündürüyor. İşte bu yüzden bazı bilim insanları Alzheimer için çarpıcı bir ifade kullanıyor. Onu 'Tip 3 Diyabet' olarak adlandırıyor.

Bu tanım hâlâ resmi bir tıbbi hastalık sınıflandırması değil. Ancak kavramın arkasındaki fikir giderek daha fazla dikkat çekiyor. Çünkü insan beyni yalnızca düşüncelerle değil, enerjiyle de çalışıyor. Ve beynin en önemli enerji kaynağı glikoz yani şekerdir.

Sorun tam da burada başlıyor. Normal şartlarda insülin hormonu yalnızca kaslarda ya da karaciğerde değil, beyinde de görev yapar. Beyin hücreleri insülin sayesinde glikozu kullanır, enerji üretir ve sağlıklı iletişim kurar. Ancak uzun süre yüksek şekerle yaşayan bir bedende insülin direnci gelişmeye başladığında bu sistem bozulabilir. Yani beden nasıl direnç geliştiriyorsa, beynin de zamanla insüline karşı direnç geliştirebileceği düşünülüyor. Beyin yeterince enerji kullanamaz hale geldiğinde hücreler adeta açlık yaşamaya başlıyor. İşte bazı bilim insanları Alzheimer'ın temel mekanizmalarından birinin burada olabileceğini düşünüyor. Çünkü Alzheimer hastalarının beyin görüntülemelerinde glikoz kullanımının bozulduğu uzun zamandır biliniyor.