Bazı bilim insanları vardır adları manşetlerde sık geçmez ama yaptıkları çalışmalar, insanlığın kaderine sessizce dokunur. Aziz Sancar, tam da böyle bir isim. Onu çoğumuz 2015 yılında aldığı Nobel Kimya Ödülü ile tanıdık. Ancak hikâyesi, bir ödülden çok daha fazlasını anlatıyor. Sabırla, ısrarla ve gürültüye ihtiyaç duymadan yapılan bilimin hikâyesini.
Aziz Sancar'a Nobel'i getiren çalışma, hücrelerimizin hasar gören DNA'yı nasıl onardığını ortaya koyuyordu. Güneş ışığı, çevresel etkenler ve kimyasallar ile DNA'mız her gün saldırı altında. Eğer bu hasar zamanında onarılmazsa, kanser gibi kronik hastalıkların yolu açılıyor. Sancar ve ekibi, hücrenin bu tamir mekanizmasını çözerek kanser biyolojisinin temel taşlarından birini yerine oturtmuştu.
Yıllar sonra bu temel bilgi, başka bir alanda yeni bir umuda dönüştü. Aziz Sancar'ın son yıllarda yoğunlaştığı çalışmalar, özellikle beyin kanseri gibi tedavisi zor hastalıklarda dikkat çekici sonuçlar veriyor. Kuzey Karolina Üniversitesi'nde (UNC) yürütülen ve Sancar'ın da katkı sunduğu yeni bir araştırma, tıp dünyasında ses getirdi.
Araştırmanın odağında, en saldırgan beyin tümörlerinden biri olan glioblastoma var. Bugüne kadar uygulanan standart tedaviler olan ışın ve kemoterapi bu hastalık karşısında çoğu zaman yetersiz kalıyordu ve beş yıllık sağ kalım oranlarının son derece düşük olması, yeni tedavi arayışlarını zorunlu kılıyordu.

6