Genetiğin sessiz kahramanları

Bazen bir bilim insanını dinlersiniz ve karmaşık görünen bir dünyanın aslında ne kadar büyüleyici olduğunu fark edersiniz. Geçtiğimiz günlerde katıldığım seminerde konuşmacı olan Prof. Dr. John Stanley Mattick, tam da bunu başaran isimlerden biriydi. Onu dinlerken yalnızca genetik bilimine dair yeni şeyler öğrenmekle kalmadım, aynı zamanda bilimin insan hayatını nasıl derinden etkileyebileceğini de bir kez daha düşündüm.

Uzun yıllar boyunca bilim dünyasında genetik denildiğinde akla ilk gelen şey 'protein kodlayan genlerdi'… Yani DNA'mızdaki bazı bölgelerin protein üretmek için talimat verdiği biliniyordu ve araştırmalar büyük ölçüde bu alanlara odaklanıyordu. Ancak Mattick'in çalışmaları bu bakış açısını kökten değiştiren önemli katkılar sundu.

İnsan DNA'sının çok büyük bir kısmı protein üretmez. Bir zamanlar bilim insanları bu bölgelere "Çöp DNA" diyordu. Çünkü ne işe yaradıkları bilinmiyordu. İşte Mattick'in en önemli katkılarından biri, bu bölgelerin aslında çöp olmadığını, aksine hücrelerimizin nasıl çalışacağını düzenleyen karmaşık bir kontrol sistemi olduğunu göstermesidir.

Bunu basit bir benzetmeyle düşünmek mümkün: DNA bir orkestraysa, protein kodlayan genler orkestradaki müzisyenlerdir. Ama müzisyenlerin ne zaman, ne kadar ve nasıl çalacağını belirleyen bir şef vardır. Mattick'in çalışmalarına göre, uzun süre önemsiz sanılan RNA molekülleri ve kodlamayan DNA bölgeleri işte bu orkestranın şefi gibidir.

Bu fikir genetik araştırmalarında adeta yeni bir kapı açtı. Çünkü hastalıkların, gelişim süreçlerinin ve hatta evrimsel farklılıkların önemli bir kısmının bu düzenleyici sistemlerle bağlantılı olabileceği düşünülmeye başlandı.