Bir fincan kahvenin kalbe anlattıkları

Kahvenin kalp üzerindeki etkisini anlamak için önce içeriğine bakmak gerekir. Kahve sadece kafeinden ibaret değildir. İçinde antioksidan özellik gösteren çok sayıda bileşik bulunur. Bunların başında klorojenik asitler gelir. Bu maddeler, vücutta oksidatif stres olarak adlandırılan zararlı süreçleri azaltmaya yardımcı olur.

Büyük popülasyon çalışmaları, günde ortalama 2-3 fincan kahve tüketen bireylerde kalp hastalıklarına bağlı ölüm riskinin daha düşük olduğunu göstermektedir.

Kahve damar iç yüzeyini oluşturan endotel tabakasının işlevini iyileştirebilir, içerdiği antioksidanlar damar tıkanıklığı sürecini yavaşlatır. Kan basıncının dengede tutulmasına yardımcı olur, düşük ve orta düzeyde kafein alımının metabolizmayı desteklediği ve insülin duyarlılığını olumlu etkileyebileceği düşünülmektedir. Fakat aynı zamanda kafein, kısa vadede kalp hızını artırabilir ve bazı kişilerde geçici tansiyon yükselmesine yol açabilir. Özellikle ritim bozukluğu olan bireylerde, aşırı kafein tüketimi çarpıntıyı tetikleyebilir. Kahvenin kalbe olan etkisini belirleyen bir diğer önemli unsur da nasıl tüketildiğidir. Şekerle, şurupla ve yoğun krema ile zenginleştirilmiş kahveler, faydadan çok zarar getirebilir. Yüksek kalori ve şeker içeriği, uzun vadede kilo artışı ve metabolik sorunlara yol açabilir. Bu nedenle en sağlıklı tercih, sade veya mümkün olduğunca katkısız kahve tüketimidir.

Kahvenin hazırlanma yöntemi de önemlidir. Kağıt filtre ile hazırlanan kahveler, kolesterolü artırabilen bazı yağ benzeri maddeleri süzer. Bu nedenle filtre kahve, kalp sağlığı açısından daha avantajlı kabul edilir.

Buna karşılık filtre edilmeden hazırlanan kahvelerin tamamen zararlı olduğu düşünülmemelidir, sadece miktarın dengeli olması gerekir.