Su gibi bir yazı

Televizyon kanallarındaki haberlerde sık sık bir konuya değinilir. Göllerde, barajlarda su seviyesinin düştüğü yönünde haberler yapılır. Suyu dikkatli kullanmamız öğütlenir. Suyun önemini, hayatımızdaki yerini elbet biliyoruz.

Suyun Tarihi kitabı benim dikkatimi çekti. Suyun serüvenini merak ettim, insanların da bu kitapla meraklarını gidereceği kanısındayım.

Kitabı tanıtayım önce:

Suyun Tarihi

Su, Uygarlığı Nasıl Yarattı

Brian Fagan

Çeviren: Ekin Duru

Say Yayınları

İçerik sıralaması şöyle:

KISIM I: Kanallar, Arıklar ve Çeltik Tarlaları

Bölüm: Hayat İksiri Bölüm: Çiftçiler ve Arıklar Bölüm: "Kanalı Olanın Karısı da Olur" Bölüm: Hohokam: "Tümüyle Tükenen Bir Şey" Bölüm: Suyun Gücü

KISIM II: Uzaklardan Gelen Sular

Bölüm: Enlil Manzaraları Bölüm: Enki Toprakları Bölüm: "Bir Kanal Açılmasına Vesile Oldum" Bölüm: Zeus'un Suları Bölüm: Aquae Romae

KISIM III: Sarnıçlar ve Musonlar

Bölüm: Arındıran Sular Bölüm: Çin'in Kederi

KISIM IV: Eski Amerikan Su Bilimcileri

Bölüm: Nilüfer Lordları Bölüm: Yer Çekimine Egemen Olma

KISIM V: Yer Çekimi ve Ötesi

Bölüm: Müslümanların Suları Bölüm: "Kaldırma Gücü... Yüz Kişiden Daha Güçlü" Bölüm: Egemenlik

Bir alıntı:

"Bak, John" dedi Nicholas, "Sana yalan söylemeyeceğim: Yıldız falına baktım, ay ışığını inceledim; önümüzdeki pazartesi, gece yarısı, öyle korkunç bir sağanak yaşanacak ki Noes'ı seller basacak. Bir saat içinde" dedi, "Her şey sular altında kalacak. İnsanlar sele kapılıp hayatlarını kaybedecek."

-Geoffrey Chaucer, "The Miller's Tale" (MS 1390 civarı)

*

Önsöz

Haberin Devamı

"Yıllar önce kurak mevsimin sonuna doğru olağanüstü sıcak bir günde üç San avcısı ile birlikte Güney Afrika'nın çorak Kalahari Çölü'nde ilerlemekteydim. Tanyerinden bu yana kuytu fundalıklar arasında gizlenen antilopların peşindeydik. Arkadaşlarım hiçbir yorgunluk ve susuzluk belirtisi göstermeden yürürken ben arada bir durup mataramdaki suyu yudumluyordum. Sonunda bu kupkuru arazide birkaç ağacın sağladığı tek gölgelik yer olan kurumuş bir dere yatağına ulaştık. Avcılar burada mola verdiler. İçlerinden biri kuru dere yatağını inceledi ve bastonuyla kumları eşelemeye başladı. Toprak önceleri kuruydu, sonra nemlenmeye başladı ve sonunda mucizevi bir şekilde suya ulaşıldı. Avcı çömeldi ve bu çok değerli suyu avuçlayarak kana kana içti. Arkadaşları onu izledi. Ben de ellerimi suya daldırıp terli yüzüme çarptım. Bu yaşamsal değeri olan sıvıyla aramdaki bağlantıyı daha önce hiçbir zaman bu kadar derinden duyumsamamıştım. Arkadaşlarım kesinlikle susuz olduğuna inandığım yerde su bulmuşlardı. Onları daha yakından tanıdıkça çevreme farklı bir gözle bakmaya başladım: Burası sulu bitkileri ve gizli su kaynakları ile yenilebilir, içilebilir bir kişiliğe sahipti. Sanların varoluşlarını bu arazideki suyun dağılımına ve kuşaktan kuşağa aktarılan geleneklerine borçlu olduklarını fark ettim. O andan itibaren su benim için olağanüstü bir değer kazandı.