Wındhoek mirası

Dünya genelinde her yıl 3 Mayıs günü kutlanan Dünya Basın Özgürlüğü Günü, çoğu zaman sadece mesleki bir "tebrik" günü olarak algılanır. Oysa bu tarihin kökleri, bir coğrafyanın işgalden kurtuluş çığlığına ve gazetecilerin en ağır baskılar altında kaleme aldığı bir varoluş bildirisini simgeler. 3 Mayıs, takvimdeki bir yapraktan öte; bilginin serbest dolaşımı, fikirlerin çoğulculuğu ve en önemlisi "insan onurunun" medya aracılığıyla korunması adına verilmiş bir sözdür.

İşgalden bildirgeye

Bu özel gün için 1990'ların başına, Afrika'nın güneyine gitmek gerekir. Namibya, o yıllarda Güney Afrika'nın uzun süren işgali ve baskıcı yönetiminden henüz yeni kurtulmuş, bağımsızlığını yeni kazanmış bir ülkedir. Bu taze demokratikleşme ikliminde, UNESCO ve Birleşmiş Milletlerin girişimiyle 29 Nisan - 3 Mayıs 1991 tarihleri arasında başkent Windhoek'ta tarihi bir seminer düzenlenir: "Bağımsız ve Çoğulcu Bir Afrika Basınının Teşviki"

Bu buluşma, mesleğin sadece teorik sorunlarını değil, sahada yaşanan can yakıcı gerçekleri de masaya yatırdı. O dönemde Afrika genelinde basın, baskıcı rejimlerin kontrolü altındaydı ve bu sürede 48 gazeteci öldürülmüştü ve seminerin yapıldığı günlerde ise 17 gazeteci halen cezaevindeydi. Bu ağır tablo içerisinde hazırlanan ve seminerin son günü olan 3 Mayıs 1991'de kabul edilen Windhoek Deklerasyonu, basının özgürleşmesi yolundaki en önemli belgelerden biri haline geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da bu deklarasyonun önemine binaen 1993 yılında 3 Mayıs'ı resmi olarak Dünya Basın Özgürlüğü Günü ilan etti.

Bağımsızlık ve çoğulculuk: Demokrasinin iki direği

Windhoek Deklarasyonunda iki kavram öne çıkar: Bağımsızlık ve Çoğulculuk.

Bağımsız Basın: Gazeteciliğin hükümetlerin, siyasi yapıların veya ekonomik güç odaklarının kontrolünden tamamen arındırılmasını, üretimin her aşamasında bu özerkliğin korunmasını hedefler.

Çoğulcu Basın: Bilgi üzerindeki tekelleşmenin sona erdirilmesi ve toplumun tüm kesimlerinin sesini duyurabildiği, farklı fikirlerin serbestçe yarıştığı geniş bir yelpazenin varlığını önemser.

Fikir ve ifade özgürlüğünün koruyucusu olarak basın

Basın özgürlüğü, özünde ifade ve fikir özgürlüğünün kurumsallaşmış halidir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 19. maddesiyle uyumlu olarak, her bireyin bilgiye erişme ve bu bilgiyi paylaşma hakkı vardır. Ancak basın özgürlüğünün kısıtlandığı, sansürün bir yönetim biçimi haline geldiği toplumlarda; bu hak sadece kâğıt üzerinde kalır. Windhoek Deklarasyonu'nun da vurguladığı üzere, sansür insan haklarına yönelik en ağır ihlallerden biridir. Gazeteciler; tutuklama ve ekonomik baskılarla yıldırılmaya çalışıldığında, aslında susturulmak istenen sadece o gazeteci değil, toplumun kendisidir. Çünkü özgür bir medya ortamı sağlanmadan; şeffaf bir yönetimden, yolsuzlukla mücadeleden veya katılımcı bir demokrasiden bahsetmek mümkün değildir.