Teknoloji, öğrenme ve ölçme

Yapay zekânın eğitim üzerindeki etkilerini tartışırken asıl soruyu unutmamak gerekir: Biz neyi ölçmek istiyoruz Sınavlar yalnızca öğrencilerin bilgiyi hatırlamasını mı değerlendirmeli, yoksa onların analiz, yorumlama ve yaratıcı düşünme becerilerini mi test etmeli İşte bu noktada Benjamin Bloom'un meşhur taksonomisi bize güçlü bir çerçeve sunuyor. Bloom'un hatırlama, anlama, uygulama, analiz, değerlendirme ve yaratma olarak sıraladığı basamaklar, aslında yapay zekâ çağında sınavların hangi yönde evrilmesi gerektiğini gösteriyor.

Bugün üretken yapay zekâ, öğrencilerin özellikle hatırlama ve anlama basamaklarında hızla ilerlemesini sağlıyor. Bilgiye erişim artık birkaç saniyelik bir işlem. Ancak asıl mesele, öğrencilerin üst düzey bilişsel basamaklara, yani analiz, değerlendirme ve yaratmaya nasıl ulaşacağıdır. John Dewey'nin yıllar önce söylediği gibi, "Eğitim yaşam için hazırlık değil, yaşamın kendisidir." Eğer sınavları yalnızca bilgi aktarımıyla sınırlarsak, öğrencileri yaşamın kendisinden, yani eleştirel düşünce ve üretkenlikten uzaklaştırırız.

Bu noktada Lev Vygotsky'nin "yakınsak gelişim alanı" kavramı yol gösterici olabilir. Öğrenci, yapay zekâ araçlarını rehber olarak kullandığında, kendi başına ulaşamayacağı bilişsel bir seviyeye erişebilir. Ancak burada ince bir çizgi vardır: Rehberlik öğrenmeyi destekler, fakat öğrenmenin yerine geçemez. Öğrenci, bilgiyi içselleştirmediği sürece sınavlarda gerçek yetkinliğini gösteremez. Dolayısıyla yapay zekâ, rehberlik eden bir ortak olarak değerli olabilir; fakat nihai ölçüt öğrencinin bağımsız üretimi olmalıdır.

Araç Mesajdır

Marshall McLuhan'ın ünlü ifadesiyle "araç mesajdır." Yani bilgiyi iletme biçimimiz, içeriğin kendisi kadar belirleyicidir. Bu bağlamda yapay zekâ destekli sınavlar yalnızca öğrencilerin performansını ölçme yöntemi değil, aynı zamanda öğrenmenin ve düşünmenin biçimini dönüştüren bir araçtır. McLuhan'ın iletişim çağlarına ilişkin yaklaşımı da bu dönüşümü anlamada yol göstericidir: Kabile çağında sözlü kültür işitsel ve topluluk merkezliydi; Gutenberg çağında matbaanın etkisiyle yazılı kültür bireysellik ve doğrusal düşünmeyi güçlendirdi; elektronik/dijital çağda ise küresel köy anlayışı eşzamanlı, çokduyulu etkileşimleri öne çıkardı. Bugün yapay zekâ, bu dijital çağın eğitim alanındaki yeni aracıdır. Bu konu, dijital çağın öğrenme ve ölçme modelleri üzerindeki etkisini tartışacağımız bir sonraki yazının da zeminini oluşturmaktadır.