Bazı başlangıçlar vardır, sadece bir takvim yaprağını değil, bir ulusun kaderini değiştirir. 19 Mayıs 1919, işte öyle bir şafak vaktidir. Bandırma Vapuru'nun Karadeniz'in hırçın dalgalarını yara yara Samsun'a taşıdığı o irade; hem bir askeri liderin, hem de esareti kabul etmeyen bir milletin topyekûn ayağa kalkışıdır.
Kimi çevrelerce ısrarla bir ismin, Mustafa Kemal Atatürk'ün ve bu büyük milli günün adının anılmaktan kaçınıldığını görüyoruz. Üzülüyor muyuz Evet. Şaşırıyor muyuz Hayır. Çünkü biliyoruz ki, tarihi yazanlar onu kâğıt üzerinde sessizliğe gömmeye çalışanlar değil, kanıyla ve canıyla o tarihi bizzat var edenlerdir. Milli kurtuluş gazilerinden ve şehitlerinden esirgenen o vefa, bu aziz milletin sinesinde, her evin başköşesinde en saf haliyle yaşamaya devam ediyor. (30 Ağustos'la ilgili bir anımı da vakti geldiğinde bu köşeden paylaşacağım)
Çünkü 19 Mayıs, sadece geçmişe ait bir anı defteri değildir; bugünün ve yarının pusulasıdır. Atatürk, bu muazzam uyanışı boşuna gençliğe emanet etmemiştir. O, geleceğin nerede düğümlendiğini çok iyi biliyordu. Bugünü anlamak ve yarını inşa etmek isteyen her Türk evladının dönüp bakacağı yer, büyük önderin muhteşem ileri görüşlülüğünün simgesi o zamansız metindir: Gençliğe Hitabe.
Gözlerimizi kapatıp yaşananlara, etrafımızı saran kuşatılmışlığa baktığımızda, Hitabe'nin ilk cümleleri adeta bir uyarı fişeği gibi zihnimizde çakar:
"Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır."
İşte tam da bu yüzden, 19 Mayıs'ı unutturmak isteyenlerin karşısına bu hafızayla çıkmak borcumuzdur. Kaleler zapt edilebilir, tersanelere girilebilir ama bu milletin istiklal fikri asla prangaya vurulamaz. Atatürk, manzarayı umumiyenin en karanlık olduğu anlarda bile yeise kapılmamayı, aksine o karanlığın içinden bir güneş gibi doğmayı öğretti bize. Bugün gençliğin omuzlarındaki yük, dünden daha az değildir. Milli değerlerin içinin boşaltılmasıyla karşı karşıya kaldığımız bu dijital çağda, hitabenin o sarsıcı sorusu her birimizin vicdanına hitap eder:

21