Medyatik şiddet

Bir okul saldırısının ardından ekranlarda aynı görüntüler dönüyor. Saldırganın yürüyüşü, elindeki silah, kaçışan çocuklar... Ardından açıklamalar geliyor: Diziler, dijital oyunlar, sosyal medya. Şiddetin nedenini ararken gözlerimizi ekranlara çeviriyoruz. Peki, ekranlarda tam olarak neyi sorguluyoruz İzlenen içerikleri mi, şiddetin nasıl haberleştirildiğini mi, yoksa bütün bunları kuşatan toplumsal ilişkileri mi

Medyayı tartışmak gerekli. Bunun için hangi içeriklerin, hangi koşullarda, kimler üzerinde nasıl etkiler oluşturduğunu sormalıyız. Bir saldırganın oyun oynaması veya belirli bir diziyi izlemesi, saldırının nedenini tek başına açıklayabilir mi Birlikte görülen iki durum arasında nedensellik kurmak, araştırma ve sorgulama gerektirir. Kolay açıklamalar ise silaha erişimden karşılıksız kalan yardım arayışlarına kadar pek çok soruyu gündemin dışında bırakabilir. Üstelik medya, şiddetin nedenlerini tartışırken kendi anlatısının da bu sürecin parçası olduğunu hatırlamalı. Failin görüntüsünü sürekli dolaşıma sokmak, yaşam öyküsünü merak nesnesine dönüştürmek ve saldırıyı ayrıntılarıyla yeniden sahnelemek nasıl bir kamusal yarar sağlıyor İzleyiciye neyi anlaması için yardımcı oluyoruz Yoksa medya organının 'durduğu' yerden olayı kendince yorumlamasını mı izliyoruz

Byung-Chul Han'ın Şiddetin Topolojisi'nde tartıştığı görünmez şiddet biçimleri düşünmeye değer. Han, aşırı performans ve iletişim baskısını şiddetin dönüşen yapısıyla birlikte ele alır. Buradan hareketle, sürekli başarılı ve görünür olmaya çağırdığımız çocukların dijital dünyasını sorgulayabiliriz: Kendilerini başkalarıyla kıyaslarken, beğenilme beklentisiyle yaşarken ve başarısızlıklarını kişisel bir kusur olarak görürken onlara hangi destekleri sunuyoruz Bu soru, elbette dijital platformların okul saldırılarına yol açtığını kanıtlamaz; araştırılması gereken ilişkileri görünür kılar.

Öte yandan Şiddet kitabında görünür fiziksel şiddet ile toplumsal düzenin içinde işleyen sistemik şiddet arasındaki ilişkiye dikkat çeken filozof Žižek, habercilik açısından önemli bir soruyu önümüze getiriyor: Kameranın kaydettiği saldırıya odaklanırken kadrajın dışında neler kalıyor Aşağılanma, dışlanma, eşitsizlik ve kurumların karşılayamadığı ihtiyaçlar hangi haberin konusu oluyor Şiddetin toplumsal koşullarını araştırmak, failin sorumluluğunu hafifletmez; önleme sorumluluğunu daha geniş bir alana taşır.

İşte bu noktada ABD'deki kitlesel silahlı saldırıları inceleyen yazarlar Jillian Peterson ve James Densley, tartışmayı somut bir zemine taşıyor. Şiddet Projesi kitabına temel oluşturan araştırmalarında; erken dönem travmalarına, saldırı öncesindeki krizlere, önceki saldırılardan esinlenerek şiddeti meşrulaştırmaya ve saldırı araçlarına erişime dikkat çekiyor. Bu örüntüler, müdahale fırsatlarını düşünmemizi sağlıyor. Önceki saldırılardan esinlenme boyutu, medyanın sorumluluğunu özellikle önemli kılıyor. Buradan çıkarılması gereken sonuç, her izleyicinin gördüğünü taklit edeceği değildir. Sorulması gereken, haber anlatısının saldırgana nasıl bir görünürlük sunduğudur. Faili hikâyenin merkezine yerleştiren bir yayıncılık yerine mağdurların haklarına, toplumsal iyileşmeye ve önlenebilir koşullara odaklanabiliriz. Saldırının nasıl gerçekleştirildiğine gösterilen merak, neden önlenemediğine yönelik gazetecilik ısrarına dönüşmelidir.

Aynı özen çocukları değerlendirirken de gereklidir. Travma yaşamış, yalnızlaşmış veya zorbalığa uğramış bir öğrenciyi potansiyel saldırgan olarak etiketleyemeyiz. Araştırmalarda belirlenen ortaklıklar, geleceğin failini kesin biçimde tanımlayan bir liste değildir. İhtiyacımız olan, öğrencilerin yardım isteyebildiği ve somut tehditlerin uzmanlarca değerlendirildiği güvenilir mekanizmalardır.