Marx, Nıetzsche ve matematik

Fransa'dan yükselen son dakika haberi, dijital çağda ulusal egemenliğin sınırlarının yeniden çizildiğini tüm dünyaya ilan etti. Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, iç istihbarat servisi DGSI'nin ABD'li veri analitiği devi Palantir ile olan sözleşmesini feshettiğini duyurdu. Fransa, devletin en mahrem verilerini küresel bir tekele teslim etmek yerine, yerli yazılım şirketi ChapsVision'a geçiş yapacağını açıkladı.

Bu hamle, modern dünyada bağımsızlığın artık sadece coğrafi sınırlarda değil, kod satırlarında başladığının en somut kanıtıdır. Tam da bu günlerde Türkiye'nin de yapay zekâ stratejilerini ve veri egemenliğini tartışmaya açması, küresel rüzgârları doğru okumak adına elzemdir. Bu tartışmalarda, Cumhurbaşkanı tarafından bilim tarihimizin en muazzam dehalarından Cahit Arf'ın vizyonunun hatırlatılması ise meselenin teknik olmaktan öte, esasen bir zihniyet meselesi olduğunu gösteriyor. Çünkü Cahit Arf, sadece formüllerin dünyasında yaşayan bir matematikçi değildi; o, bu ülkenin eğitim, teknoloji ve toplumsal özgürlük sorunları üzerine ömrünü adamış bir Cumhuriyet münevveriydi.

Cahit Hoca'nın tam 50 yıl önce, Haziran 1976'da Özgür İnsan dergisinde kaleme aldığı "Özgürlüğün Temeli" adlı makalesindeki o köklü vizyon, bugün yapay zekâ algoritmalarının dünyayı kuşattığı çağda asıl ihtiyacımız olan pusuladır. Cahit Arf, 1932 yılında matematik eğitimini bitirip yurda döndüğünde, dönemin Milli Eğitim Bakanlığı'ndaki yaşlı bir dostuna idealist bir genç olarak Anadolu'da öğretmenlik yapmak istediğini söyler. Öğrenci yetiştirirken onlarla Marx'ı da Nietzsche'yi de okuyacağını, her fikri açıkça tartışacağını belirtir. Dostu hayretle matematik ile bu isimler arasında nasıl bir ilgi olduğunu sorduğunda, Cahit Arf'ın verdiği yanıt, bugünün dijital dünyasında ve tabii ki genel ahlâk ve eğitim anlayışımızda kulağımıza küpe olması gereken cinstendir:

"Amacım, öğrencilerime şu veya bu görüşü telkin değil, özgür insanlar yetiştirmek."

Cahit Hoca'nın kastettiği özgürlük, insanı insan yapan en temel unsur olan önyargılardan ve dogmalardan kurtulma becerisidir. Onun felsefesine göre eğitimin ve devlet aklının temel ilkesi; şu veya bu şekilde şartlanmış, kalıplara dökülmüş nesiller yetiştirmek değil; tam tersine şartlanmamış, olayları olduğu gibi gören, her otoriteye, her davranışa "neden" diye sorabilen ve bu soruya mantıksal yanıtlar arayan bireyler var etmektir.

Peki, bu tarihsel vizyonun bugünkü yapay zekâ ve ulusal egemenlik kriziyle bağı nedir

Bugün yapay zekâ dediğimiz olgu, büyük veri ile beslenen ve insanlığa hazır şablonlar sunan bir mekanizmadır. Eğer bir ülke, verisini küresel tekellere teslim ederse, algoritmaların kendi toplumu adına düşünmesine, kendi insanına önyargılar şırınga etmesine göz yummuş olur. Yapay zekâ, doğası gereği insanı manipüle etmeye, kitleleri tek tipleştirmeye ve şartlandırılmış nesiller yaratmaya en müsait araçtır.