Homo Ludens

Okul saldırılarının ardından oyunları suçlamak kolay, ama gerçek sorun gençlerin ruhunda büyüyen yangını göremeyen sistem midir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, şiddetli olaylar sonrasında oyun ve dizileri günah keçisi ilan etme refleksini eleştirerek, asıl sorunun yapısal adaletsizlik, geleceksizlik kaygısı ve psikolojik destek eksikliğinde yattığını savunuyor. Oyunlar ateş gibi tarafsız araçlardır; önemli olan onları tüketen bireyin ruh hali ve çevresel faktörlerdir. Peki, denetim ve yasaklarla değil de adil bir toplum inşa etmekle mi gerçekten şiddeti durdurabiliriz?

Geçtiğimiz hafta Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan okul saldırıları, toplum olarak hepimizin yüreğini yaktı. Bu tür sarsıcı trajedilerin ardından, haklı bir infialle birlikte hemen bir "suçlu" arayışına giriyoruz. Ve ne yazık ki, her zamanki gibi o kolaycı refleks devreye girdi; olağan şüpheliler anında hedef tahtasına kondu: Bilgisayar oyunları ve televizyon dizileri.

Görünüşe göre şiddetin kaynağı şıp diye bulunmuştu! Ekranda gördüğünü taklit eden gençler, oyunların şiddete özendirmesi... Peki, denklem gerçekten bu kadar basit mi

Ben hiç de öyle olduğunu düşünmüyorum. Şiddet içerikli savaş veya dövüş oyunları yeni icat edilmedi, on yıllardır hayatımızdalar. Dizi ve filmlerin bu temaları işlemesi ise çok daha eskiye dayanıyor. Üstelik günümüzde televizyon ve sinema, geçmişe kıyasla çok daha ağır bir denetim kıskacında. Ekranlar buzlamalarla, ses kesintileriyle, çiçek böcek sansürleriyle dolu. Ancak ekrandaki şiddeti sansürlemek, sokaktaki, okuldaki veya evdeki şiddeti durdurmaya yetmiyor. Aksine, hayatın içindeki şiddet, ekrandakinden çok daha çıplak, çok daha pervasız bir şekilde artmaya devam ediyor. Demek ki sorunları halının altına süpürmekle veya yasaklarla çözülecek bir meseleyle karşı karşıya değiliz.

Hollandalı tarihçi ve kültür teorisyeni Johan Huizinga, o meşhur eserinde insandan "Homo Ludens" yani Oyun Oynayan İnsan olarak bahseder. Huizinga'ya göre oyun, kültürden bile eskidir; insanın ve toplumun inşasındaki en temel yapıtaşlarından biridir. İnsan, doğası gereği oyuncudur. İçimizdeki bu oyuncuyu yasaklarla hapse atmaya çalışmak, insanın kendi özüyle savaşması demektir.

Meseleyi oyunlara veya dizilere yıkmak, en hafif tabirle asıl sorunla yüzleşmekten kaçmaktır. Ateşin icadını düşünün. Ateş, insanlık tarihinin en büyük ve en dönüştürücü buluşudur. Doğru amaçla kullanıldığında aşımızı pişirir, bizi dondurucu soğuktan korur, karanlığımızı aydınlatır. Ancak kötü niyetli veya kontrolsüz ellerde, koca bir ormanı ya da bir yuvayı küle çeviren bir felakete dönüşebilir. Şimdi kundakçılar var diye ateşi yasaklamayı, ocakları söndürmeyi düşünebilir miyiz Elbette hayır.

Oyunlar da tıpkı ateş gibidir; tarafsız bir araçtır. Sorun oyunların kendisinde değil, onu tüketen bireyin içinde bulunduğu ruh halinde, çevresel faktörlerde ve en önemlisi onu çevreleyen sistemlerde yatmaktadır.