Bir sohbette laf arasında şu cümle döküldü muhatabımın ağzından: "Şapka Kanunu döneminde yaşanan idam olayları, o sert tasfiyeler..." Cümledeki o sarsılmaz eminlik, arkasındaki tarihsel boşluktan daha ürkütücüydü. Cumhuriyet'in ilanından bu yana bir asır geçmiş, dönemin mahkeme kayıtları açılmış, tarihçiler cilt cilt arşiv belgesi yayımlamış... Ama ne çare Hiçbir tarihsel temeli olmayan bir şehir efsanesini kendine sarsılmaz bir hayat görüşü, bir ideolojik zemin yapmış insanlar tarafından çoğaltılmış "gerçek yalanlar" hep karşımızda duruyordu. Aslına bakarsanız bu ilk de değildi.
Geçtiğimiz günlerde Odatv'de Gözde Sula'nın kaleme aldığı "Uydurma Bilgi Arşivi: Tehlikenin Farkında mısınız" başlıklı yazı tam da bu toplumsal yaraya parmak basıyordu. Sula, Derrida'ya ve modern enformasyon çılgınlığına değindiği yazısında çok önemli bir tespitte bulunuyor: Artık post-truth çağını bile geride bıraktık. Yeni ve çok daha derin bir aşamadayız!
Peki, hakikatin bilerek çarpıtıldığı o eşiği geçtiysek, şimdi neredeyiz Cevabı yıllar öncesinden Fransız düşünür Jean Baudrillard vermişti: Simülasyon Evreni.
Baudrillard'a göre modern toplum artık gerçeği değil, gerçeğin kopyalarını yani simulakrları tüketiyor. Bir süre sonra bu kopyalar o kadar baskın hale geliyor ki, gerçeğin kendisi tamamen buharlaşıyor ve geride sadece hiper-gerçeklik kalıyor. İşte Facebook'un o eski usül dehlizlerinde ya da X'in trol ordularının elinde büyüyen o sahte tarih anlatısı, tam olarak bu döngünün ürünü: Aslı olmayan, gerçekle bağı tamamen kopmuş saf birer kopya. Ama o kitle için gerçeğin ta kendisi.
Bu mekanizmanın en somut örneklerini, dijital doğrulama platformu teyit.org'un arşivinde net bir şekilde görebiliyoruz. Yıllardır sosyal medyada "Şapka takmadığı için idam edilen kurbanlar" diye paylaşılan o siyah-beyaz trajik fotoğrafları hatırlarsınız. Dijital trollerin ürettiği bu simülasyonu azıcık kazıdığınızda altından bambaşka gerçekler çıkıyor:
"Şapka takmadığı için asılanlar" denilerek paylaşılan o meşhur toplu idam fotoğrafının, aslında 1915 yılında (yani kanundan 10 yıl önce) başka suçlardan idam edilen kişilere ait olduğu tescillenmiş durumda. Bir diğer infial yaratan görseldeki üniformalı askerlerin ve kurşuna dizilen insanların ise Şapka Kanunu'yla hiçbir ilgisi yok; fotoğraf 1857 yılındaki Sepoy Ayaklanması sırasında Hintlileri kurşuna dizen İngiliz askerlerini gösteriyor. Hatta tek bir kadının ağaçta asılı olduğu o ikonik çarpıtma bile, Şapka Kanunu'na muhalefetten değil, tamamen başka adli bir suçtan hüküm giymiş bir kişiye ait.Tarihsel belgeler ve bağımsız teyit mekanizmaları gerçeği yüzümüze bu kadar net çarparken, kitleler neden ısrarla bu sahte görsellere inanmaya devam ediyor Çünkü Baudrillard'ın dediği gibi, hiper-gerçeklik çağında kopya, gerçeğin kendisinden daha işlevseldir. Atatürk ya da Cumhuriyet karşıtı önyargıları besleyen o sahte fotoğraf, o kitlelerin dünyasında resmi arşiv belgelerinden çok daha gerçek kabul ediliyor. İnşa edilen o konforlu yalan dünyasından çıkmamak için, aslı olmayan kopya, asıl gerçekliğin yerine konuluyor.

31