Hz. Peygamber'in Müslüman esirleri kurtarmak için sarf ettiği çaba, Seleme b. Hişâm b. el-Mugīre'nin de (ö. 14/635) özgürlüğe kaçış sürecini başlatmıştır.
Seleme, Mekkeli ilk Müslümanlardandır. İlklerden ve öncülerden oluşan ilk kuşak, İslam'ın günümüze kadar gelmesini sağlayan kişilerden oluşmaktadır. Ayrıca bunlar, davanın yükünü omuzlamış ve devletleşme sürecine kadar maruz kalınan tüm çileleri omuzlamışlardır. Kuruluş sürecinin gerektirdiği infak, hicret, cesaret, teşkilatlanma ve organizasyon süreci, fikir mücadelesi ve direnç gibi vazifeleri tereddüt etmeden yerine getirmişlerdir. Yolu açan kişiler oldukları için yolu sürdüren veya sürdürecek olan herkese de örnek olmuşlardır. Bundan dolayı Kur'an'da "ilk öncüler" olarak ayrıcalıkla anılarak medih edilmişlerdir. İlk öncülerin övüldüğü ayet şöyledir:
"[İslam'a girerken] öncü olan ensar ve muhacirlerin ilkleri ile [ibadetleriyle, bunların bıraktığı İslam dinine] en doğru şekilde (ihsan ile) tabi olanlardan Allah razı olmuştur. Onlar da Allah'tan razı olmuştur. Allah bunlar için (ahirette) aşağısından ırmaklar akan bahçeler [su arkları akan bostanlar] hazırlamıştır. Orada ebedi kalacaklardır [ölmeyeceklerdir]. Bu [mükâfat] en büyük kazançtır." (Tevbe 9/100).
Müfessirler İslam tarihi verilerinden de yararlanarak ayette övülen "ilk öncüler"i tespit etmeye çalışmıştır. İlk öncülerden oluş, İslam'a ya ilk Müslümanlardan olup dinin galip olması için çalışanlardır ya da ilk kez hicret edenler ve dinin galip olması için çalışanlardır. Mukâtil b. Süleyman'a göre bu kişiler, Hz. Ali ve Bedir Gazvesi'ne katılan on kişidir. Âmir ve Şa'bî'ye göre Hudeybiye'deki Rıdvan biatına katılanlardır. Bu biattan sonra Müslüman olanlar "ilk öncüler" ifadesine değil "(ihsan ile) bunlara tabi olanlar" kısmındadır. Ebu Musa el-Eşari, Said b. Müseyyeb ve İbn Sirin'e göre her iki kıbleye dönerek namaz kılanlardır.
Taberî'ye göre ayet hem muhacirlerin ilklerini hem de ensârın ilklerini övmektedir. Bu nedenle ayetteki ve'l-ensâr kelimesi, esreli şekilde ve'l-ensâri şeklinde kıraat edilmek zorundadır. Bunun dışındaki okumalar caiz değildir. Hz. Ömer de ötreli olduğunu zannettiği kelimeyi Übey b. Kab'a sormuş ve ondan esreli kıraat edilmesi gerektiğini öğrenince Übey'in okuma tarzını benimsemiştir. Ötreli okunması halinde "ilk öncüler" övgüsü sadece muhacirler ile sınırlı kalacaktır. Ancak bu okuma şekli Mushaflarda bulunmamaktadır. "(İhsan ile) bunlara tabi olanlar" ise en doğru şekilde muhâricler ve ensârın yoluna uyanlar, onlar gibi Allah'a teslim olanlar, bunların hicret, dinin muzafferiyeti için çalışma ve hayır işleme konusundaki metotlarını (minhâc) uygulayanlardır. Allah'a ve Hz. Peygamber'e güven ve dar-ı harb (olan Mekke'den) dâr-ı İslâm (olan Medine'ye) göç etme konusunda muhacirler ile ensârın yolunu takip edenlerdir.
İslam'ın yayılması için çalışan ilk öncülerin övüldüğü bu ayette Medineli Müslümanlar "ensâr" olarak tanımlanmıştır. Nsr kökünden türeyen ensâr, nâsirun kelimesinin çoğulu olup yardımcılar manasına gelir. Nsr kökü, muavin gibi sıradan bir yardım eylemini anlatmaz; aksine dinin muzafferiyeti için çalışma, dine yardım etme ve nusret manasını taşımaktadır. Mekkeli Müslümanların da dine yardım etmelerine ve İslam'ın galibiyeti için çalışmış olmalarına rağmen ayette sadece Medineli Müslümanlara nusret yani ensâr özelliği atfedilmiştir. Bunun nedeni onların, Mekkeli Müslümanları barındırmaları, sahip çıkmaları, çektikleri çileleri hafifletmeleri ve dini hâkim kılma yolundaki çabalarına katkı sağlamalarıdır.
Mekke döneminde İslâmiyet'i kabul eden Seleme, "ilk öncü" Müslümanlardandır. O da diğer pek çoğu gibi müşriklerin işkencelerine maruz kalmış ve Habeşistan'a hicret etmiştir. Müslümanlar Habeşistan'dayken bir dizi karşıt propagandaya maruz kalmışlardır. Mekkeli elitlerce devlet aklıyla organize edilen propaganda aracılığıyla Müslümanların Medine'ye geri dönmesi ve tuzağa düşmesi amaçlanıyordu. Çünkü Habeşistan Kralı Necâşî Ashame (ö. 9/630) ile yaptıkları görüşmelerde Müslümanları diplomatik yollarla Mekke'ye geri getiremeyecekleri anlaşılmıştı. Bu amaçla müşrikler, Mekke'nin ileri gelen müşriklerinden bir kısmının Müslüman olduğuna dair asılsız bir haber yaydılar. Haberin doğru olduğunu düşünen Seleme, bir grup arkadaşıyla birlikte Mekke'ye döndü. Ancak haberin bir tuzak olduğu ortaya çıktı. O sırada Hz. Peygamber ve arkadaşları Mekke'yi terk etmiş ve Medine'ye ulaşmışlardı. Seleme Medine'ye hicret etmek istediğinde kendisine izin verilmediği gibi Ebû Cehil tarafından hapsedildi, aç ve susuz bırakıldı (İbn Sa'd, Tabakât, IV, 130-131).

4