Unutulan haramlardan biri: Müslüman esiri ölüme terk etmek (1)

Filistinli esirleri kurtarmak dini bir vecibe midir yoksa siyasi bir tercih midir, ve bu ayırım Müslümanların sessizliğini açıklar mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, İsrail'in tutuklu Filistinlilere uyguladığı muameleyi Müslümanların dini bir görevi olarak nitelendirir ve bunun toplum tarafından yeterince tartışılmadığını iddia eder. Gazzelilerin Aksa Tufanı'nda esirleri kurtarmaya çalışmasını ve İsrail'in esirlere işkence uygulamasını, Kur'an'daki esirlere iyi davranma ilkeleriyle karşılaştırır. Mekkeli Müslümanların müşrik esirlere bile yiyeceklerini paylaştığı örneğini vererek, modern Müslümanların neden dindaşlarının esaretine karşı daha kavi bir tutum sergilemediği sorusunu sorar.

Giriş

İsrail'e karşı direnen ve Mescid-i Aksa'yı müdafaa etmeye çalışan Filistinli Müslümanların bir kısmı, Siyonistlere esir düştü. Siyonistlerin işkencehanelerindeki esirlerin çektikleri çileler, reva görüldükleri muameleler, yaşadığımız topraklarda yeteri kadar anlaşılamamış olmalı ki Aksa Tufanı'nın "Filistinli esirleri kurtarmak amacıyla düzenlenen bir takas operasyonu" olarak tasarlandığı hususu üzerinde yeteri kadar durulmadı. Yetmiş beş binin üzerinde Gazzelinin, esir düşenlerimizi kurtarmak için canını feda edişinin, Filistinli esirlerin ölümden daha ağır koşullar altında tutulduğunu bize anlatması beklenirdi. Gazzelilerin kahredici muhasaraya rağmen İslam'ın bu esirlerle ilgili kendilerine yüklediği vecibeyi yerine getirmeye çalıştıklarını anlamamız gerekirdi. Ulemanın, esirleri kurtarmanın keyfi bir davranış mı yoksa dini bir vecibe mi olduğunu bize anlatması umulurdu. Ancak böyle olmadı. 31 Mart 2026 tarihinde İsrail, 9500 Filistinli esiri idam ederek katledeceğini ilan ettiğinde şer'î olarak bu esirleri kurtarmanın hükmünü hatırlama(t)mak lüzumu doğdu. Bir Müslüman'ın -hele de bir Müslüman kadının- küffar elinde esarette bulundurulmasının tüm Müslümanlara hakaret olduğunun gençlerimize anlatılması gerekiyordu. Bu meselenin ehemmiyetinden dolayı öfkenin kabarması, kıyametin kopması ve İsrail üzerine bir tufanın çökmesi gerekiyordu. Yine beklenen oldu. Çünkü bir esiri kurtarmanın şer'î yükümlülüğü hiç konuşulmadı. Herkes 5G nimetini ve yapay zekânın marifetlerini konuşurken, Kach Terör örgütü mensubu Ben-Gvir'un öncülüğündeki Siyonistler, soykırımda ittifak etti.

Bu yazıda, İsrail işkencehanelerinde alıkonulan "Filistinli esirler" ve onlar hakkında çıkarılan katliam (idam) kararının dünyadaki diğer Müslümanlara yüklediği şer'î ödev ve sorumluluklar ele alınacaktır.

Mekke'de Esir Olur mu Savaş Olmadı ki!

Kur'an'da ve hadislerde elimizdeki esirlere iyi davranmak, yediğimizden yedirmek, çocuğu anadan ayırmamak, dini yaşantısına müdahale etmemek, anlaşmayı bozanı idam etmek gibi pek çok ilke yer almıştır. Fıkıh kitaplarımızda elimizdeki esirlere iyi, adil ve hukuka göre davranmamız gerektiği meselesi, onların eline düşen esirlerimiz konusundan daha fazla yer almaktadır. Gazzeliler iki yıl süren Aksa Tufanı'nda bu ilkelerin tamamını uygulamıştır.

Şekil 1 (Üstte) Gazze'deki esir İsrail askerleri mutlu ve bakımlı. (Altta) Ateşkes kapsamında serbest kalan Gazzeli esirler, işkence görmüş ve yıkık halde.

Esir kelimesi farklı türevleriyle Kur'an'da 5 kez geçer. Esîr (esîran) kelimesinin ilk geçtiği ayet, Medenî değil Mekkîdir. Çoğu insan, esir denince kelimenin bir devlet ve hukuk düzeni içinde işlediğini düşünür. Bunlara göre Müslümanlar ilk kez Bedir'de esir aldığına göre bu ayet de Medine'de nazil olmuş olmalıdır. Bu nedenle kelimenin geçtiği İnsan Suresi'nin -en azından esir kelimesinin geçtiği ayetin- Medine'de nazil olduğunu düşünürler. Oysa ayet Mekke'de yaşayan Müslümanların, Mekke yönetiminin elindeki düşman esirlerine Müslümanca bir davranışını konu edinmektedir. Mekke yönetimi esirleri kuyulara (cezaevi) atıp aç bırakırken Müslümanlar, müşrik olan bu mahkûmlarla yiyeceklerini paylaşmışlardır. Zaten bu tür davranışlar, müşriklerin ve gayri müslümlerin İslam'ı seçmesine neden olan en büyük faktörlerden biridir. Müslümanların esirlere muamelesini anlatan ayet şöyledir: "Onlar, kendileri (yemek) istedikleri halde yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler (ve) "Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, dehşetli, çetin bir günde Rabbimizden korkarız" derler." (İnsan 76/8-10).

Ayetin en dikkat çeken yanı, Müslümanların kendi dinlerinden olmayan esirlere -üstelik Mekke hukukuna tabi bulunmalarına ve Mekke'de iktidarda olmamalarına rağmen- ikramda bulunmuş olmalarıdır. Müslümanlar muhalefette olmalarına rağmen güçlü bir sivil inisiyatif alabilmiştir. Mekke yönetimine rağmen kimliklerinin gereğini sergileyebilmişlerdir. Ashabın bu davranışı, günümüz sivil toplum kuruluşları için bir örnektir. Sivil toplum, Mekke'deki iktidarın siyasi ve hukuki taleplerine göre değil hak ve hakikate göre şekillenmelidir. Dolayısıyla Müslümanların Medine'de kuracakları siyasi düzeninin ipuçlarını Mekke'de göstermeye ve hatta uygulamaya başladıkları söylenebilir.