Giriş
Demirden kelimeler tamlaması, bağlantısız ve tuhaf görünse de bu tamlama birbiriyle uyumlu iki lafızdan oluşmaktadır. Kelime dendiğinde ağzımızdan çıkan anlamlı söz bütünlüğünü anlasak da köken itibariyle kelimenin yapısı incelenmeye değerdir. Kelimenin etimolojik yapısı bir maden olan demirle yakın ilişkilidir.
Esasen kelime Arapçada, yaralama anlamına gelen klm kökünden türemiştir. Kelm, yara; kulûm ise yaralar demektir. Kökün bu manasından dolayı Zazalar, hançere ve kılıca kalme adını vermişlerdir. Yaralama ile ağzımızdan çıkan kelimenin yakın ilişkisi bulunmaktadır. Ağzımızdan çıkan sözler, bir kılıç gibi karşımızdaki kişiyi yaralayabilmektedir. Bu nedenle Arapça bir şiirde sözün yani kelimenin yaralama fonksiyonu şöyle anlatılmıştır:
"Sinan'ın (temrenin) açtığı yaralar iyileşir amma lisanın yaraları iyileşmez!"
Görüldüğü gibi şiirde mızrağın ucunun vücutta oluşturduğu yaraların kaynaşıp iyileşebileceği ancak dil ile gönülde açılan yaraların iyileşemeyeceği anlatılmıştır. Çünkü kelime, yaralamak demektir. Cümlelerimizi oluşturan her bir sözün, demir gibi tesiri bulunmaktadır. Bunu bilen münafıklar, Medine Savunması sırasında muhasara ve ambargo altındaki Müslümanlara türlü türlü hakaretler etmişler ve Kur'an'ın deyimiyle "demirden dillerini saplamışlardır." (Ahzab 33/19) Yani gönüllerinde onulmaz yaralar açmışlardı. Ayette lisan kelimesinin çoğulu olan elsine lafzı kullanılmıştır. Münafıkların dilleri demir değildi ama bir hançerden daha deliciydi. Keskin ve zehir zemberek dillerle Müslümanları yerden yere vurdular. Ganimeti zimmete geçirdiklerini, kendi dostlarına iltimas geçtiklerini iddia ettiler. Etten oluşan bir uzuv olan dil, saplanmaz ve karşıdaki bir insanı yaralamaz. Ama bu dilden dökülen kelimeler o kadar yaralayıcıydı ki Müslümanların bağrına bir hançer gibi saplanmıştı. Kelimenin bu yaralayış özelliğinden dolayı Türkçe "laf sokmak" ifadesi kullanılır. Bir hançer gibidir; saplarsınız ve karşınızdaki yutkunmaktan başka bir şey yapamaz.
Savaş demirle yürüyormuş gibi görünse de demire anlam katan kelimedir. Bu nedenle Mescid-i Aksa'nın özgürlüğü uğrunda verdiğimiz kavganın hala varlığını sürdürebilmesinde kelimenin ve ona bağlı olarak ilmin, edebiyatın, sanatın ve şiirin tesiri üzerinde tafsilatlı bir şekilde durmak gerekir. Bu yazıda kelimenin, sözün ve şiirin Aksa direnişindeki rolü üzerinde durulacaktır.
Kelimeyi Namluya Sürmek
Pek çok insan, Mescid-i Aksa'nın özgürlüğü için Filistin'de -özelde- Gazze'de yürüyen direnişin mermilerden ibaret olduğunu düşünmektedir. Kelimeler, mermilere göre daha basit ve etkisiz görülmektedir. Aslında bu bakış açısının temel nedeni, mermilerin sesine mi kelimelerin sesine mi daha çok kulak kabarttığımız ve hangisini daha çok önemsediğimizle ilgilidir. Kulağımız neye duyarlıysa onu duyabiliriz. New York'ta binlerce arabanın gürültüsü arasında bir cırcır böceğinin sesini duyan Kızılderili'nin dikkatinin nedeni tam olarak budur. Kulak verdiğimiz sese göre iki gruptan birinde yer aldığımızı söyleyebiliriz:
Birinci Grup: Mermi Sesini Kelimeden Önce Duyanlar
Mermiden yani güçten ve ölümden korkuyorsak mermi sesleri, bizim için daha öncelikli olacaktır. Bu durumda mermilerin ve bombaların seslerini her şeyden daha fazla duyarız; bombaların gümbürtüsüne daha fazla kulak kabartır ve patlattıklarına karşı duyarlı oluruz. Türkiye'de Mescid-i Aksa'nın ve Kudüs'ün, mermi sesleriyle özdeşleştirilmesinin temel nedeni de budur. Aksa Tufanı'yla birlikte yani kurşunlar vızıldamadan evvel, her hangi birimizin oranın değerinden, kültürel ve tarihi niteliklerinden bahsetmediği yeteri kadar aşikâr hale geldi. Bu gerçeği tespit için mermilerin patlayışından evvel Kudüs'le ilgili ilmi meseleleri ele alan, konferans veren, neşriyat yayan ya da Siyonizm tehlikesini dillendiren kişi ve kurum sayısının kaç tane olduğunu sormanız yeterlidir. Elbette Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve ona inanmış erleri bu sorgulamanın dışında tutuyoruz. Türkiye'de Aksa Tufanı'na kadar Siyonizm'den bahseden bu kitle, İslamcılar tarafından "komplo teorisi" üretmekle itham edilmiştir. Hatta bugünlerde kendi isimlerini "Siyonizm'le mücadele edenler" listesine yazdırmaya çalışanlar, pek çok kez, "Hoca da her şeyi Siyonizm'e bağlıyor! Her taşın altında Siyonizm mi var" diye istihza ile karışık sualler ettikleri kayıtları sildirebildiklerini düşünseler de indi ilahide tutulan kayıtların silinmemiş olduğu gerçeğiyle ahirette yüzleşeceklerini -en azından ben- biliyorum.
Mermilerin sesini, kelimelerden daha önce duyan bir insana, mesajınızı ulaştırmak için daha yüksek bir sesle bağırmanız yeterli olmaz. Gösteriler yapmanızın ya da bildiriler dağıtmanızın yararı da olmaz. O kelimelerin manasından ya da haklılığından etkilenmez. Merminin taşıdığı manadan korkar; güçten anlar. Öyleyse onunla anladığı dilden yani mermiden kelimelerle konuşmanız gerekir. Bu tür kişilerin durumunu Dr. Abdülaziz er-Rantisi (ö. 2004) şu veciz cümleyle özetlemiştir: "Kelimelerden üretilmiş iki bin mermi, demir mamulü tek bir merminin yerini tutamaz!" Çünkü arif olan, bir kelimeyle hakikati anlar. Mermiden anlayana ise kelimeler kifayet etmez. Bu birinci grubun yani mermilerin sesini kelimelerden daha çok duyanların öyküsüydü. Şimdi ikinci gruba geçelim.

2