Ağaçlarımız bile sizi tanır (mı)

Deliller üzerine bina edilmiş muhkem bir fikri altyapıya sahip olmayan ve yaptığı çalışmaları şuurlu bir zihinle ifa etmeyen insanlar, dara düştüklerinde yaşadıkları menfi süreçleri olumlu bir şekilde yorumlama çabasına girerler. Basit hadiseleri hayra yorar; rüyalara sığınarak güzel günlerin hayalini kurarlar. Olağanüstülüklere başvurarak kahramanlık öyküleri türetmeye çabalarlar. Bu, bir sığınma refleksidir. Gerçeklerle yüzleşmek, hakikati acı bir şekilde öğrenmeye ve ardından acı bir yutkunuşa yol açabilir. Yutkunmak yerine tatlı hülyalarla yaşamak daha pratiktir.

Kargadan kahraman üretmek!

Hakikatle değil, hülyalarla yaşayan insanlar, çoğu zaman sorumluluklarını ifa etmeyenlerdir. Böyleleri mesuliyetlerini başkalarına hatta cansız varlıklara ya da hayvanlara yüklerler. Mesela kargaların İsrail bayrağını gagalarıyla parçaladığına dair bir video paylaşıldığında bu görselin muhteşem bir kalabalığın ilgisine mazhar olduğunu müşahede etmişsinizdir. Video binlerce paylaşım alır. Herkes sevinçle birbirine bu videoyu ulaştırmaya çabalar. Bundan daha önemlisi, karganın manevi bir işaret ve simge olduğu ve bunun İsrail'in yıkılışını remz ettiği yorumları alıp başını gider. İsrail bayrağını yırtan bir kargayı izlemek ve bundan manevi bir işaret çıkarmak, Gazzeli bir mücahidin İsrail tankını imha edişinden daha anlamlı gelir. Kendi ülkelerinde Siyonist yetkilileri karşılamak için caddelere İsrail bayrakları asılan insanların aklına bu paçavraları söküp atmak gelmez ama kargayı büyük bir eylem yapmış olarak tanıtırlar. Çünkü karganın tutuklanma ve yargılanma ihtimali yoktur. Muhalif diye hapse de atılamaz. Aklı da yoktur. Ama İsrail bayrağını söken bir gencin bedel ödemeye hazır olması gerekir. Aklını kullandığı için tehlikeli sularda yüzmüştür. Hülasa yaptığı zordur ve mesuliyet gerektirir. Karga videosu paylaşmak, daha pratik ve akılcıdır. Bedelsiz ve hesapsızdır. Bu tür insanlar, paylaşım yaparak mücahit olmayı, Siyonist bayrakları sökmeye tercih ederler.

Kediden kahraman üretmek!

Siyonizm'e karşı mücadele ettiğini iddia eden entelektüellerimizin, cesaretten ve şuurdan noksan olduğunu bilen Siyonist akıl, hakikatin yerini alacak yalanlar üretmekte mahirdir. Mesela şu haberi beraber okuyalım: "18 Mart 2025'te Mısır-İsrail sınırındaki Necef Çölü'nde bir İsrail askeri üssüne giren Mısır kedisi, bazı İsrail askerlerini tırmalayıp ısırarak yaraladı."[1] Bu haber de tıpkı karganın bayrağı yırtması gibi tüm insanlar arasında ilgi uyandırdı. Mısırlı entelektüeller yabani kediyi kahraman olarak tanıttı. Hatta kediyi, antik Mısır mitolojisindeki bir taş tabletle ilişkilendirdiler. Taşa kazınan resimde bir kedi, elindeki bıçakla "kaosun, karanlığın ve yıkımın sembolü olan Apofis (veya Apep) isimli devasa bir yılan tanrı"yı doğruyordu.[2] Herkes kedinin kahramanlığına sığınadursun tam bu tarihte Aksa Tufanı bir buçuk yılına girmişti ve Gazze soykırımı tüm şiddetiyle devam ediyordu. Mısır-Gazze sınırında döşenmiş dikenli tellerin az ötesinde duran binlerce Mısırlı askerin gözü önünde Gazzeliler doğranıyordu. Ama kahraman bir kedinin ortaya çıkarak büyük kahramanlıklar sergilediği haberi, Gazze'de katledilen yavrular kadar gündem olmuyordu. Çünkü Mısırlı ya da başka bir Müslüman beldedeki askerlerin İsrail'e saldırması bedel ödenmesini gerektirirdi. Gerçekçiydi ve masraflıydı. Ama kahramanlığı kediye yüklemek, daha pratikti ve rahatlatıcıydı. Belki de kedi, ilahi bir işaretti (!). Siyonizm'e karşı cenk etmek için Mescid-i Aksa'nın işgal edilmiş olmasından daha büyük bir manevi işaretin olamayacağını idrak edemeyenlerimiz, kediden işaret umup medet bekledi. Hâlâ da beklemeye devam ediyorlar. Bu tür haberlerin "hepiniz, Mısır sınırını aşan bir kedi kadar bile işe yaramazsınız" cümlesini beynimize kazımak ve çaresizliği hücrelerimize sindirmek isteyen Siyonist haber merkezlerinin bir üretimi olduğunu anlayacak şuuru ve dikkati yitirmişlerdir.

Kâğıdı bile kesemeyenler Garkad'ı kesebilir mi

Gazze'ye ve Kudüs'e karşı mesuliyetlerinden kaçınmak isteyen kişilerin niteliklerinden biri de kutsal metinlere ve simgelere sığınarak afili sözler türetmektedir. Böylece dikkat dağıtarak kendi sorumluluklarını unuttururlar; kahramanlık sergilerler. Bugün yapmaları gereken işlerin görmezden gelinmesini sağlayarak zaferi, ne zaman gerçekleşeceğini sadece Allah'ın bildiği bir tarihe ertelerler. İsrail ile ilişkileri ve ticareti kesmeleri gereken zamanda garkad ağacını kesmek ile ilgili hadisleri okuyup paylaşırlar. Hadis sahihtir ama hadisi okuyanlar ömürlerinde bir ağaç dalını bile budamamıştır. Gazze'de kesilecek zeytin ağacı bile kalmamışken garkadı konuşmak, daha hesapsız, bedelsiz bir iştir. Mukaddes bir hadisin gölgesinde saklanarak mesuliyetlerinin üzerini örterler.

Garkad ağacını anlatan hadis-i şerif, sahihtir. Buhârî ve Müslim başta olmak üzere çeşitli varyantları hadis kitaplarında da yer alır. Ebû Hüreyre'nin aktardığına göre Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Müslümanlarla Yahudiler savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Öyle bir savaş olacak ki Yahudi taşın, ağacın arkasına saklanacak; bunun üzerine o taş ya da ağaç Yahudi'yi kovalayan kimseye: 'Hey Müslüman! Ey Allah'ın [seçkin] kulu! Arkamda bir Yahudi var, gel de onu öldür!' diyecek. Yalnız garkad ağacı bir şey söylemeyecek; çünkü o, Yahudilerin ağaçlarındandır." (Buharî, "Cihâd" 94, Menâkıb 25; Müslim, "Fiten" 82)

Garkad yani Nitraria (özellikle Nitraria retusa), çöl ve tuzlu bölgelerde yetişen, dikenli ve çalı formunda bir bitkidir. Boyu genellikle 1 ila 4 metre arasında değişir. Şemsiye şeklinde büyüyen, etli yapraklara sahip bodur bir ağaçtır. Filistin yöresinde pek tabii bulunan çalı türlerinden biridir. Ağacın Yahudiler tarafından özellikle dikildiğine dair pek bir kanıt da yoktur.[1] Hatta Medine'deki Cennetü'l-Bakī' mezarlığı, evvelden garkad ağaçları ile dolu idi. Bu nedenle Hz. Peygamber burayı kabristan olarak belirlemeden evvel adı, Bakīü'l-Garkad idi.

İmam Nevevî (ö. 676/1277) ve Filistinli âlimlerden İbn Hacer el-Askalânî (ö. 852/1449) başta olmak üzere ulemanın çoğuna göre hadis, kıyamet öncesinde Müslümanların Hz. İsa önderliğinde Deccâl'e ve onun Siyonist Yahudilerden oluşan ordusuna karşı yapacağı büyük meydan harbini anlatmaktadır. Bu savaş, büyük bir zaferle sonuçlanacaktır ve Hz. İsa, Deccâl'i öldürecektir.

Kâinattaki tüm eşyanın, taşların ve ağaçların sahibi, Allah'tır. Ancak hadiste "Yahudilerin ağaçları" denilerek garkad, Yahudilere aitmiş gibi anlatılmıştır. Kanaatimizce bunun nedeni Yahudilerin, her araziyi, taşı ve ağacı işgal etme ve zimmetlerine geçirme sıfatını betimlemektedir. Taşların ve ağaçların dile gelmesi hakiki bir müjde olabileceği gibi tüm dünyanın Siyonistlere düşman olacağının ve bu terör şebekesini yok etmek için el birliği yapacağının işareti olabilir. İnsanlık bunların elinden gına gelecek ve aralarındaki fikri ayrılıklara rağmen el ele verip kavgaya tutuşacaktır. Ancak hadiste Müslüman ve Abdullah kelimesi geçmiştir. Abdullah, yani "Allah'ın kulu" terkibinde kul, Allah'a nispet edilmiştir. Oysa tüm insanlar Allah'ın kuludur. Bu hadiste "Allah'ın kulu" denilerek bu kişilerin Allah'ın seçtiği özel mücahit kullar olduğu anlatılmış olmalıdır. Müslüman ve Abdullah kelimesinin art arda geçmesi, bu özgürlük savaşının Müslümanların öncülüğünde gerçekleşeceğinin işareti kabul edilebilir.