Anahtar Kelimeler / Vizyon ve Nazar

Vizyon, motivasyondan farklıdır: Has Murat Paşa'yı imparatorluk hayâlinden vazgeçiren şey, şirket sloganları değil, tarih ve kültürün inşa ettiği bir devlet yapısıydı—peki günümüz gençlerine biz hangi vizyonu sunuyoruz?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, 'vizyon' kelimesinin dil tarihini inceleyerek, modern motivasyon söylemlerinin vizyon yaratamayacağını savunur; Has Murat Paşa örneğiyle, vizyonun kişisel değil, derinleşmiş kültürel ve toplumsal bir yapı gerektirdiğini gösterir. Gençlerin yurt dışına gitmesini, vizyonsuzluk sorunu olarak çerçevelendirirken, sorunun kaynağında devletin ve toplumun yok saydığı kültürel birikimin yer aldığını ileri sürer—ama bir devlet, motivasyon konuşmacıları istihdam etmek yerine genuinely böyle bir vizyonu inşa edebilir mi?

Dilimize Fransızca üzerinden giren "vizyon" kelimesi, Fransızcada "görme, görüş" anlamına gelen "vision" olarak kullanılıyor. Fransızcaya da Latincede "videre" fiiline dayanan ve görme, görüntü ve hayâl, rüya gibi anlamları olan "visio" kelimesinden geçmiştir.

Vizyon kelimesi günümüzde her kamu ve özel kuruluşun aldığı misyon ve vizyon belgesiyle yeni bir anlam kazanmıştır. Oysa vizyon kelimesi dilimize 1970'lerde "televizyon" kelimesiyle girdi. "Telefon" kelimesinden âşina olduğumuz "tele" (uzak) kelimesiyle tşeh,tamlama yapılarak oluşturulan "televizyon" kelimesi de "uzağı görme" anlamı taşıyor. Televizyona bakınca neyi, ne kadar gördüğümüz ayrı bir tartışma konusudur. Hatta televizyonu seyrediyor muyuz, izliyor muyuz yoksa televizyona bakıyor muyuz gibi iletişim psikolojisi ya da iletişim sosyolojisinin ilgi alanına giren tartışmalar da vardır.

Vizyondan önce aynı anlamı karşılamak için dilimizde var olan başka kelimeler vardır. Bunlardan biri "nazar" kelimesidir. Halk arasında daha çok "kötü niyetli bakış" olarak kullanılan "nazar" kelimesi, Osmanlı Türkçesi'nde "nazariyat" kelimesinin kökünü oluşturuyor. "Manzara" da aynı kökten gelir ve "bakılan, seyredilen yer" anlamına gelir. Nereden baktığımız (nokta-yı nazar) neyi gördüğümüzü (manzarayı) belirler.

Latincedeki "teori" kelimesinin karşılığı olan "nazariyat", etimolojik olarak Latincedekine benzer bir altyapıya sâhiptir. Latinceye Yunanca "tanrı" demek olan "theos" kelimesinden geçen "teo", anlam bakımından "tanrısal bakış, dinî düşünce" gibi anlamlar taşır ve bizdeki "ilahiyat" kelimesinin karşılığı olan "teoloji" kelimesinin de kökenini oluşturur.

Sahne sanatlarının kurucu dalı olarak kabûl edilen "tiyatro" da "seyredilen yer veya şey" anlamından türetilen bir kelimedir. Dilimizde tiyatronun bir diğer ismi de "temaşa sanatı"dır.

Dilimizde nazar kelimesinin yanı sıra vizyonun eşanlamlısı olan bir diğer kelime de "basîret"tir. Esma-ül Hüsna'dan (Allah'ın doksan dokuz ismi) biri olan "El-Basir" ismi de "her şeyi her an, en ince ayrıntısına kadar gören" anlamı taşımaktadır. Basîret, nazarın bir üst seviyesidir diyebiliriz. Dolayısıyla bizim dil hazînemizde "vizyon" kelimesinin eşanlamlısı olan "nazar" kelimesinden hiyerarşik olarak daha yukarıda olan "basîret" kelimesi bulunmaktadır.

Vizyon kelimesinin bir anahtar kelimesi olmasının sebebi, bakmak ve görmek kadar bunun imkânına sâhip olmak ve bu imkânın verilmesidir. Önü kapanan, bakması engellenen kişinin nazar etmesi ve bir manzara görmesi mümkün değildir. Bakmak için durulan yerde engeller olduğu gibi, bakılan ve görülmek istenen yerin görülmesini engelleyen unsurlar olabilir.

Günümüzde gençlerin yurt dışına gitme isteklerinden söz ediliyor. Gençlerin Türkiye'de bir gelecek göremedikleri için, yurt dışından daha çok fırsat bulacakları zannıyla ülkeyi terk ettikleri veya terk etmek istedikleriyle ilgili haberler yapılıyor, araştırma sonuçları açıklanıyor. Burada bu gençlerin ya durup baktıkları yer ya da görmek istedikleri manzara olarak bir vizyon sorunuyla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor.

DOĞU ROMA PRENSLİĞİNDEN OSMANLI PAŞALIĞINA

Bu sorunu bir sorunsal hâline getirip târihten bir örnek olay üzerinden ele alabiliriz. Örnek, İstanbul'un fethinden sonra, İstanbul'un son imparatoru Konstantin'in kendi oğlu olmadığı için veliaht prens olan iki yeğeninin Müslüman olması ve Osmanlı'ya hizmet etmesidir. Bu hizmet, sıradan bir hizmet de değildir. Doğu Roma'nın veliaht imparatorlarından biri, Has Murat Paşa ismini alır. Abisi Mesih Paşa adını alır ve sadrazamlık makamına yükselir. Her iki kardeş de ettikleri askerî ve siyâsî gücü, intikam alıp Doğu Roma'yı tekrar kurmak için kullanmayı düşünmez. Has Murat Paşa, Otlukbeli Savaşı'nda (1473) şehit düşer. Kabri İstanbul'da kendi adını taşıyan Has Murat Paşa Câmii'nin hazîresindedir.

Günümüz şartlarından baktığımızda, bir kişinin imparator olan amcası öldükten sonra bin beş yüz yıllık Roma İmparatorluğu'nun başına geçecekken, bu imparatorluğu târih sahnesinden silen kişi olan Fatih Sultan Mehmet'in emrine girmesi hiç de mantıklı gelmemektedir. Oysa Has Murat Paşa'ya hem dinini değiştirecek hem de Osmanlı'ya hizmet ettirecek değişimi yaşatan şey, Osmanlı Devleti'nin ona verdiği vizyondur. Has Murat Paşa, bir Doğu Roma prensiyken kurduğu küçücük bir şehir devletinin başına geçmek hayâli yıkılınca, zamânının en güçlü devletinde paşa olmayı ve bu devletin amacı uğruna şehit olmayı daha büyük bir vizyon olarak görmüştür. Has Murat Paşa'nın, veliaht prens olarak durduğu yer ve bu yerden gördüğü manzara, Osmanlı Devleti'nin bir paşası olarak gördüğü manzara ile kıyas ve mukayese kabul etmez.