Yıllarca kilo yönetimi tartıdaki rakam üzerinden konuşuldu. Kaç kilo verdiniz, ne kadar sürede verdiniz, diyete ne kadar sadık kaldınız... Oysa bugün biliyoruz ki asıl hikâye tartıda gördüğümüz rakamdan çok daha karmaşık
Sizce kilo vermenin en zor kısmı gerçekten sadece kilo vermek mi
Her zaman altını çizdiğim gibi kilo verme süreci yalnızca bedeninizi değil, iştahınızı, düşüncelerinizi, yemekle kurduğunuz ilişkiyi ve hatta kendinize bakışınızı da değiştiriyor. Üstelik vücudunuz kilo kaybına her zaman istediğiniz yönde cevap vermiyor; kilo azaldıkça açlık artabiliyor, enerji harcaması değişebiliyor ve verilen kiloyu korumak giderek zorlaşabiliyor.
Belki de bu nedenle artık "Nasıl daha hızlı kilo veririm" sorusundan çok "Verdiğim kiloyu nasıl korurum ve bunu hayatımın sürdürülebilir bir parçası hâline nasıl getiririm" sorusunu konuşmamız gerekiyor. Son yıllarda GLP-1 temelli tedavilerin kilo yönetimine dâhil olması ise bu tartışmaya yepyeni bir boyut kazandırıyor.
GLP-1 aslında ne yapıyor
Önce GLP-1'in ne olduğunu biraz netleştirelim. GLP-1 (glukagon benzeri peptid-1), yemek yediğinizde bağırsaklardan doğal olarak salgılanan bir hormon. Kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olur, tokluk sinyallerini güçlendirir ve mide boşalmasını yavaşlatarak daha uzun süre tok hissetmemize katkı sağlar. Beyindeki iştah ve besin alımıyla ilişkili merkezler üzerinde de etkileri bulunur. GLP-1 reseptör agonistleri ise bu doğal hormonun etkilerini taklit eden ilaçlar. İlk olarak tip 2 diyabet tedavisinde kullanılırken günümüzde uygun bireylerde obezite tedavisinde de kullanılıyor. Ancak burada önemli bir ayrım var: Bu ilaçlar yalnızca 'iştah kapatan zayıflama ilaçları' değil. Metabolik ve hormonal mekanizmalar üzerinden çalışan, belirli endikasyonları olan ve hekim değerlendirmesiyle kullanılması gereken tedaviler. Dolayısıyla amaç mümkün olduğunca az yemek değil; tedavinin sağladığı iştah kontrolünü daha iyi bir beslenme ve yaşam düzeni oluşturmak için kullanabilmek.
Kas kütlesini korumak için
Az yemek ile iyi beslenmek aynı şey değil. İştah belirgin şekilde azaldığında kişi gün içinde çok küçük miktarlarda beslenebilir. Eğer bu küçük miktarlar doğru planlanmazsa yeterli protein, lif, vitamin ve mineral alımını sağlamak zorlaşabilir. Bu nedenle tedavi sırasında "Nasıl olsa canım istemiyor, yemeyeyim" yaklaşımından ziyade, azalan iştahın içinde beslenme kalitesini mümkün olduğunca korumak gerekir. Burada amaç sadece tartıdaki sayının hızla düşmesi olmamalı. Yeterli protein alımı, sebze ve meyve çeşitliliği, lif kaynakları, yeterli sıvı tüketimi ve kişinin durumuna uygun fiziksel aktivite hâlâ tablonun önemli parçaları. Özellikle direnç egzersizleri ve yeterli protein alımı, kilo kaybı sırasında kas kütlesinin korunması açısından ayrıca önem kazanır.
Araştırmalar ne diyor

13